2009 yılında Türkiye’de yolları kesişen İran asıllı İsrailli gezgin bir müzisyen olan Michal Elia Kamal ve Fransız gezgin müzisyen Julien Demarque kısa süreli ortak bir çalışma sonrası kendi yollarına yönelirler. 2009’da yaptıkları bu çalışma her ikisini de derinden etkilemiş olmalı ki 2010 yılında tekrar Türkiye’de buluşmaya karar verirler ve adını Light in Babylon verdikleri projelerine yeni tanıştıkları santur çalan başka bir müzisyen olan Metehan Çiftçi’yi de dahil ederek aynı yıl Istanbul adını verdikleri demo albümü yayınlarlar. Ve bu şekilde Light in Babylon aralarında konuştukları bir fikir olmaktan çıkar ve katıldıkları birçok festival sayısız sokak performansları ve genişleyen hayran kitlesine ek olarak Demo albümleri ile bu konuda ne kadar ciddi olduklarını bir kez daha kanıtlamış olurlar.

Farklı etnik kökenlere ait ezgileri, gruba geçici/kalıcı olarak dahil olan farklı etnik gruplardan sanatçılarla perçinleyen grubun şarkı sözlerini solist Michal’ın yazdığı ve tamamen gruba ait orijinal parçaları ile tam anlamıyla “World Fusion” tarzından müzik yapmaya devam ederler.

Genelde “Etnik” müzik denilerek kategorileştirilmeye çalışılan ama kelime olarak bu müzik türünü tasvir etmede yeterli kaldığı pek söylenemeyen terminoloji problemi de bu şekilde çözümlenmiş olur.

1479501_687534161266494_1393927512_n

Hem İran hem de İsrail’de yaşananlara, kültürel geçmişe ve dokuya, aile ve büyüme sürecinde tanıklık ederek bu özgün bakış açısına sahip olan Michal her iki ülkeden aldığı hisleri ve yaşananların ve yaşanmışların verdiği duyguyu tüm dünyaya aktarabilmek için kendini ulus, din, dil gibi sınırların olmadığı gezgin bir yaşam tarzına adaması ve sokaklarda birçok farklı dilden şarkı söylemesi onun için en yegane çıkış yolu olmuş gibi gözüküyor.

2011’de demo olarak 2012’de ise albümünü yayınladıkları Life Sometimes Doesn’t Give You A Space, grubun en son yayınlanan kayıt çalışması olsa da kısa sürede grubun kat ettiği asırlık yolun izlerini taşıyor.

Kendilerine, gruplarının adının neden Light in Babylon olduğu sorulduğunda farklı kültürlerden bir araya gelen müzisyen ve dinleyicilerin hayali bir Babylon’u meydana getirdiğini, müziklerinin bu denklemde tüm bu dünya kargaşası sırasında işten eve ve evden işe koşturan artık duymaya, görmeye, konuşmaya vakti kalmamış ruhlar için birbirlerine kavuşmaları ve yollarını aydınlatabilmek için gerekli olan Işık’ı temsil ettiği şeklinde cevaplıyorlar.

Bu soruya olduğu gibi tüm sorularımıza cevap hep gözümüzün önündedir. Ya çok yakından bakıyoruzdur ya da farketmek için doğru vakit henüz gelmemiştir. Light in Babylon için cevap belki de Ruchot (Winds) isimli şarkılarının şu satırlarında yer alıyordu:

“When the day will arrive

When I will know where to aim at

And I will put end to wandering

And to the winds that whisper in my ear.”

Light in Babylon – ‘The Women of Teheran’

Light in Babylon – ‘Geut’