Başarılı bir iş adamı, yetenekli bir oyuncu, yakışıklı bir moderatör. Ama hepsi bir yana, bütün bunların en başında, bir popstar. Sadece bir popstar değil, yüzyılın en iyi popstarı, bir efsane; yüzyıl az bile kalıyordur belki de. Dans ettiğinde hareketlerindeki akışıyla, şarkı söylediğinde eşsiz sesiyle insanları kendine hayran bırakan bir “varlık”. Burada bahsedilen şey, sesiyle, yeteneğiyle, her şeyiyle başlı başına, kendini sürekli kılan bir imparatorluk.

Peki ya bu imparatorluğun adı?
Tabii ki “Justin Timberlake”.

Şimdi gelin bu imparatorluğun nasıl doğduğuna, yükseldiğine, ve zirveye nasıl ulaştığına bakalım.

Tam ismiyle Justin Randall Timberlake, 31 Ocak 1981’de, Memphis, Tennessee, ABD’de doğuyor (şu anda resmi Fan Club’ının da adı buradan geliyor: “Tennessee Kids”). Büyüdüğü yer de oluyor burası, doğma büyüme Amerikalı yani. Fakat doğma büyüme Amerikalı olsa da kökünün İngiltere’ye dayandığını bilmekte fayda var. Şaşırdık mı? Tabii ki hayır. Bazen gerçekten İngiltere olmasaydı müziğe ne olurdu diye merak etmekten alamıyorum kendimi. Neyse, hikayemize devam edelim biz. 11 yaşında küçük Justin’i Amerikan yarışmalarından “Star Search”te görüyoruz, “Justin Randall” ismi altında. Yarışmadan 1. çıkamasa da kendini geliştirmeye devam etmesine engel teşkil etmiyor bu ve Justin, “The Mickey Mouse Club”da, Britney Spears (sonraları Justin’in sevgilisi), Christina Aguilera (sonraları Justin’in Tourmate’i), JC Chasez (sonraları Justin’le birlikte *NSYNC’in frontmeni) ve daha nicesi arasında yerini alıyor. O dönemde Amerika’da ünlü olmanın önşartı gibi bir şeymiş galiba “The Mickey Mouse Club”da olmak. Program 1994’te son buluyor, ancak Justin yine durmuyor ve JC Chasez ile birlikte 1995’te bir boyband’ın tohumunu atıyor: “*NSYNC”.

Grubun resmi çıkışı 1996’da, Timberlake ve Chasez’in yanına Chris Kirkpatrick, Joey Fatone ve Lance Bass’i almasıyla, Avrupa’da oluyor. Timberlake, henüz 15 olan yaşıyla grubun en genç üyesi (bir zahmet), ve bu yaşına rağmen grubun kilit taşı haline geliyor. *NSYNC’in dönemin en popüler boybandlerinden biri olması uzun sürmüyor, 1998 Mart’ında çıkış albümleri olan “*NSYNC” (evet, yine ve yine bir “grubun adını taşıyan çıkış albümü” klasiği ile karşı karşıyayız) ile grup, sesini önce Avrupa’ya, sonra da bütün dünyaya duyuruyor. “Tearin’ Up My Heart” ve “I Want You Back” gibi hitleriyle Top 10’a yükselen albümde Justin, 1997’deki doğumundan kısa bir süre sonra hayatını kaybeden üvey kardeşi Laura Katherine’i “My Angel in Heaven” sözleriyle anmayı da ihmal etmiyor. 1998 yılı, Justin için *NSYNC’le ses getirmenin dışında, bir de Britney Spears’le ilişkisinin başlangıç yılı oluyor (ki bu konuya ilerde tekrar ufaktan değineceğim, wait for it). Satılan 11 milyon kopyasıyla oldukça ses getiren çıkış albümünü 2000 Mart’ında 2. albüm izliyor; “No Strings Attached” satışa çıktığının ilk haftasında 2,4 milyon kopyasını satarak en hızlı satış yapılan albüm kategorisinde kırılması çok zor bir rekor yaratıyor. Albümün hitleri, çoğumuzun bildiği parçalar, “It’s Gonna Be Me” ve “Bye Bye Bye”. Dans eden oyuncak Justin, JC falan. Hatırladınız mı? *NSYNC yükselişine devam ederken Justin paralelinde oyunculuk kariyerini de ihmal etmiyor ve 2000 Mart’ında rol aldığı ilk film, Disney Channel yapımı “Model Behaviour”, yayınlanıyor. *NSYNC’e geri dönecek olursak, grubun 3. albümü olan “Celebrity” de 2001 Temmuz’unda satışa çıkıyor. Yine inanılmaz hızlı bir satış yapan albümün üstüne grup tura çıkmaya, turun ardından ise müziğe ara vermeye karar veriyor. Peki Justin’imiz ne yapıyor? Tabii ki durmuyor ve solo-kariyerine başlıyor. Grup arkadaşlarından kimisi Justin’in bu hareketini kınarken, kimisi de grup üyelerinin hala eskisi gibi çok iyi arkadaş olduğunu ve grubun tekrar bir araya geleceğine inandığını söylüyor. Ta ki 2011’de JC Chasez: “*NSYNC muhtemelen bir daha bir araya gelmeyecek.” diyerek noktayı koyana kadar, ve *NSYNC’in hikayesi de burada bitiyor.

img

Justified, 2002

*NSYNC’in “Celebrity Tour”unun üstünden çok geçmeden Timberlake’in ilk solo albümüyle karşımıza çıkışı, müziğe bağlılığı ve hırsından başka bir şeyin göstergesi olamaz. 5 Kasım 2002’de satışa çıkan “Justified”, şüphesiz Justin’in kariyerinin önemli bir noktasını oluşturan, güçlü bir albüm, zira 2003’te albümün “Best Pop Vocal Album” Grammy ödülünü alması da bunu destekler nitelikte. 7 milyondan fazla satışa ulaşan albümde ortaya koyduklarıyla kendini gösteren Timberlake, teenagerlardan çok daha fazlasına sesini duyurduğu bir noktaya gelmeyi başarıyor. Bir de albüme katkıda bulunan Timbaland (ismi daha çok çıkacak karşımıza), The Neptunes gibi isimler var ki yaptıkları ufak dokunuşlar da yine Justified’ı Justified yapan şeylerden biri oluyor. Peki albümü bu kadar yukarıya taşıyan hitler? Evet, bu noktada genç Justin’in yerinde duramadığı “Like I Love You”ya, arada beatbox yeteneklerini de sergilediği “Rock Your Body”ye ve bizi İspanya’da sıcak bir yaz gününe götürdüğü “Senorita”ya geliyoruz. Albümün enerjik, hareketli yüzünün temsilcileri oluyor bu şarkılar. Peki sadece böyle enerjik parçalardan mı oluşuyor bu albüm? Tabii ki hayır. Ortada “Cry Me A River” diye bir gerçek var bir kere. Britney’in Justin’i koreografistiyle aldatması üzerine Justin’in stüdyoya çok sinirli, fakat aynı zamanda hüzünlü bir tavırla, “You were my sun, you were my earth” diye mırıldanarak girmesiyle doğuyor bu şarkı da (Britney mevzusuna tekrar değineceğim dediğim nokta). Klipteki sarışın hatunun klibin sonlarında yüzünü gördüğümüz noktaya dek Britney’e ne kadar benzediği dikkatinizi çekti mi hiç? Justin’in hissetmiş oldukları her neyse, ortaya “Cry Me A River” gibi bir şey çıkınca bize “Britney, iyi ki Justin’i aldatmışsın” bile dedirtebiliyor. Yerinde girilen ince ses tonları ile kalbimizde iyice yer edinmeyi başaran Timberlake, bu şarkısıyla da bir başka Grammy’sine kavuşuyor. Neyden bahsettiğimi anlayamamış olanları buyrun böyle alalım: Cry Me A River.

Justified’ın hızlı çıkışı ardından Justin, bir süreliğine kendi köşesine çekilmiş gibi görünse de 2004’te Janet Jackson ile sahne aldığı Super Bowl’da “Rock Your Body”yi performe ederken Janet’in elbisesinin sağ göğsünü indirmesi ile yine gündeme gelmeyi başarıyor. “Skandal” olarak nitelendirilen olayı sanatçıların ikisi de kaza olarak nitelendirse de şarkının “Bet I’ll have you naked by the end of this song” kısmına denk gelmesi oldukça ironik tabii. Bu olay da böyle karışıyor tarihe. 2004’te bunun dışında bir de bir single ile gündeme geliyor Timberlake. “Bara ba ba ba, I’m lovin’ it!”. Tanıdık geldi mi? Evet evet, Mc Donalds’ın reklamı bu, kökü Justin’in “I’m Lovin’ It”ine uzanıyor. Müzik adına bundan sonra bir süre pek sesini duymuyoruz Timberlake’in, bize 2006’da yeni albümüyle tekrar yüzünü gösterene kadar.

28281_Crystal_01

FutureSex / LoveSounds, 2006

Uzun süre korunan sessizliğin nedeni 2006 Eylül’ünde belli oluyor; Justin, “FutureSex / LoveSounds”un bomba etkisi yaratması için enerjisini buraya harcamış belli ki, zira bunu başarıyor da. Albüm çıktığı gibi Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve bunun gibi 11 ülkede daha 1 numarada yerini alırken Almanya, Avusturya ve İsveç’te de ilk 5’e yükselmeyi başarıyor. Albüme büyük bir katkısı olan insan ise, tabii ki artık Timberlake’in kankası haline gelmiş olan Timbaland (Timberlake-Timbaland esprilerinin doğuş noktası). Timbaland Nelly Furtado’nun “Loose” albümüne yaptığını bu albüme de yaparak 80’lerin Prince tadını katmayı eksik etmiyor ve albümün geneline hakim olan bu tat, “retro-future”, “robotic” sesler ve albümün parçalarının adlarından anlaşılması pek zor olmayan konusu ile birlikte bir puzzle’ın parçaları gibi birbirlerini tamamlayarak albümü zirvelere taşımayı başarıyor. Albümün genelinin yarattığı etkiyi parçalar ayrı ayrı da yaratmayı başarıyor, “SexyBack” Justin’in en başarılı hitlerinden olurken, “My Love” ve “LoveStoned / I Think She Knows” bunu takip ediyor, “What Goes Around… Comes Around” ise sesiyle, görüntüsüyle kitleleri direk ekrana kitliyor (Scarlett Johansson’un burdaki etkisi de göz ardı edilemez tabii). Gerçekten çok güçlü bir albüm ortaya koyduğunu Justin, albümünün parçalarına verilen 4 Grammy ödülü ile de kanıtlıyor: 2007’de “SexyBack”e “Best Dance Recording”, “My Love”a “Best Rap / Sung Collaboration” ödülü verilirken 2008’de “What Goes Around… Comes Around”a “Best Male Pop Vocal Performance”, “LoveStoned / I Think She Knows”a da yine “Best Dance Recording” ödülü veriliyor. Ödüllerin ardı arkası gelmeyen albümü bu kadar bomba diye nitelendirmemizin sebebi ise belki de kliplerinde patlayan gerçek bombalardır, bkz. : SexyBack. Şimdi bu bahsi geçen bombaları, dans hareketlerini, ses tonlarını falan buyrun bir de siz deneyimleyin, değerlendirin.

,

NSYNC ile doğan imparatorluğun “Justified” ile bağımsızlığına kavuşuşunu, “FutureSex / LoveSounds” ile de yükselişini gördük. Peki ya zirveye oturuşu? İşte ona gelene kadar uzun bir ara geliyor önce, yaklaşık 7 senelik. Timberlake’in oyunculuğu, girişimciliği biraz daha merkeze kaydırdığı bir ara. “FutureSex / LoveSounds”un süren etkisi ile tura çıkan Timberlake, aynı sene “Southland Tales”, “Black Snake Moon”, “Alpha Dog” gibi filmlerde yüzünü gösteriyor bize. Yine aynı sene “William Rast” isimli ilk moda koleksiyonunu tanıtıyor Los Angeles’ta, çocukluk kankası Trace Ayala ile birlikte piyasaya sürdükleri “Street Sexy” mottosu altında yaratılan moda koleksiyonu da bunu takip ediyor. 2006’nın sonlarına doğru ise moderatörlük yaptığını görüyoruz MTV Europe Music Awards’ta. Bir de sene boyunca “Saturday Night Life”ta ara ara konuk oluşu var ki, SNL’in en çok reyting alan şovları olması dışında bir de 3 videoluk bir “SNL Digital Short” serisi ortaya koyuyor. 2006’nın sonuna doğru “The Lonely Island” komedi grubu ile yaptıkları düetlerden oluşan bu komedi video serisi, oldukça eğlendiriyor insanları, zira 2007’de de youtube’da tıklanma rekorunu kıran videolar oluyor. “Dick In A Box”, “Motherlover” ve “3-Way” (burada Lady Gaga’yı da görüyoruz) üçlüsünden “Dick in A Box”, bir nevi hepsini temsilen “Outstanding Music & Lyrics” sebebiyle “Creative Arts Primetime” Emmy ödülünü alıyor, ki bunu kesinlikle hak ediyor da, yaratıcılıklarının sorgulanacak herhangi bir yanı olduğunu sanmıyorum (şarkıların isimlerinden de anlayacağımız üzere). Neyden bahsettiğimi tam olarak anlamak isteyenleri şarkı sözlerini takip ederek izlemeye davet ediyorum, buyrun: Dick in A Box.

Timberlake’in müzik adına yaptıklarını SNL serisinden sonra 2007’de Madonna ve (tabii ki) Timbaland ile birlikte ortaya koyulan “4 Minutes”, 50 Cent ve yine Timbaland ile ortaya koyulan “Ayo Technology” gibi single’lar takip ediyor, ve bunlar yine yukarılarda yerlerini alıyor. Bunlar hep Timberlake & Timbaland ikilisinin ayrılmaz bir ikili yolunda emin adımlarla ilerlediklerinin kanıtı, zira devamında da yine göreceğiz bunu. 2007 Mayıs’ında ise girişimcilik adına yeni bir adım atıyor Timberlake, “Tennman Records” ismi altında kendi plak şirketini kuruyor. Esmee Denters da buradan çıkma, Timberlake ile yaptıkları “Love Dealer” düetinin nereye dayandığını da görmüş olduk. 2007 aynı zamanda Timberlake’in Jessica Biel ile ilişkilerinin başladığı yıl da oluyor. Sonra yine oyunculuk alanında çıkıyor karşımıza Timberlake, “Shrek 3”, “The Love Guru” gibi filmlerde yer aldıktan sonra en büyük oyunculuk başarısını 2010’un Oscar ödüllü filmlerinden “The Social Network”ta ‘Sean Parker’ olarak yakalıyor, devamında da “Bad Teacher” ve “Friends with Benefits” geliyor. 2011’de yoksul çocuklara verdiği destek sebebiyle Kids Choice Awards’ın “Big Help” kategorisinde yerini alıyor, aynı senenin Haziran’ında ise MySpace’te pay sahibi olarak yatırım yapıyor (girişimcilik yolunda atılan bir başka adım). 19 Ekim 2012’de Jessica Biel ile evlenip mutluluğuna kavuşan Timberlake takıyor pembe gözlüklerini, devam ediyor yoluna, ve girişimciliğinin devamı 2013’te Los Angeles ve New York’ta yatırım yaptığı 3 restoran ile geliyor. Sonrasında ise “Bu kadar oyunculuk, girişimcilik, moderatörlük yeter” diyip 2013’ün başında müziğe tekrar ağırlık vermek istediğini açıklıyor Timberlake, sonunda. Açıklamayı yaptığı gibi “Saturday Night Life”, “The 2013 Grammy Awards” gibi yerlerde çıkışı artıyor, yeni albüme ortam hazırlanıyor yavaştan belli ki. Derken beklenen şey geliyor; 14 Ocak 2013’te “Suit & Tie” single’ı, 11 Şubat’ta ise “Mirrors” single’ı Timberlake hayranlarını havalara uçuruyor. “Suit & Tie” klibi ve müziğiyle tam bir “FutureSex / LoveSounds” Justin’ini geri getirirken, “Mirrors” da yine ön plandaki duygusallığı ile “Cry Me A River” Justin’ini getiriyor karşımıza. Bu iki parçayla ilk tadlarını almış olduğumuz albümün çıkışı da çok sürmüyor neyse ki, ve Timberlake, 19 Mart 2013’te “The 20/20 Experience” ile büyük “Comeback”ini yapıyor.

Justin-Timberlake-The-20_20-Experience-2013-1200x1200

The 20/20 Experience, 2013

“FutureSex / LoveSounds”un üstünden 7 yıl geçtikten sonra gelen comeback, ancak bu kadar güçlü olabilirdi: “The 20/20 Experience”ın çıkışı, ortalığı resmen ateşe veriyor. Hazırlık aşamasında yapılanlar olsun, albümün destekçilerinin sayısının 25’i aşması olsun, Timberlake’in bu yolda ne kadar emek verdiği oldukça belli oluyor, ve bunca emeğin hakkını kesinlikle alıyor. Örnek verelim: “twentytwenty.justintimberlake.com”, bu siteye hiç denk geldiniz mi? Albümün çıkmasına 1 gün kala işlemeye başlayan site, 5 gün boyunca “The 20/20 Experience”a dair yeni ayrıntılar yayınlıyordu; Timberlake’e ait ses kayıtları, videolar, sahne-arkası fotoğrafları vb. Siteye giriş falan çok ciks, kasanın şifresini kırar gibi önce kasanın kilitlerini döndürüyorsunuz, sonra şifre çıkıyor, onu giriyorsunuz öyle açılıyor site, anlayacağınız üzere tam bir ”gazlama”. Yayınlanan ilk şey: tabii ki Timberlake’in heyecanını vs. belirttiği, hayranlarına bıraktığı bir sesli not (klasik). Sitenin amacı dinleyicileri albümle tanıştırmak, yakınlaştırmak, zira amacına da ulaşıyor Timberlake, albüm çıktığı gibi Billboard’a Nr.1’den giriyor. Albüme hakim olan genel bir ritim ve ses var ki bu ritim ve ses, albümün bir bütün olmasını sağlıyor, bir şekilde ortak bir payda oluşturuyor şarkıların hepsinde. Bir başka deyişle, Justin’in şimdiye kadar çıkardığı bütün parçalar ortaya karışık koyulsa “The 20/20 Experience” albümüne ait olanlar rahatça ayıklanabilir. Yalnız burada bahsedilen şey, şarkıların hepsinin birbirinin aynısı olma durumu değil, aksine, şarkıların birbirinden çok bariz şekilde ayrılırken Timberlake’in yine de bir şekilde hepsinden aynı güzel tadı almamızı sağlaması durumu, ve bu durum da albümü bu kadar yukarı taşıyan şeylerden biri oluyor. Albümün genelinde görülen başka bir şey ise parçaların nerdeyse hepsinin 7-8 dk uzunluğunda olması, ve bu uzunluğa rağmen yine de şarkıların çoğunun yarısından sonra baymaması (ki hepimiz bunun oldukça zor bir şey olduğunu biliyoruz). Albüme ortam hazırlayan “Suit & Tie” ve “Mirrors” single’larına burada rastladığımız gibi albümün öne çıkan parçaları da oluyor bunlar, yanlarına “Pusher Love Girl”, “Strawberry Bubblegum” ve klibi dillere destan “Tunnel Vision” gibi parçaları alarak. O zaman şimdi siyah beyazlığıyla klibi iyice güzelleştiren, Jay-Z işbirliğiyle ortaya çıkan ve bize “FutureSex / LoveSounds” Justin’ini anımsatan “Suit & Tie” gelsin!

The 20/20 Experience: 2 of 2, 2013

The 20/20 Experience’in piyasaya çıkarılmasının ardından yaklaşık 6 ay geçiyor ve Timberlake, bize bir sürpriz daha yapıyor: “The 20/20 Experience: 2 of 2”, “The 20/20 Experience” üretiminin ikinci parçası olarak 30 Ekim 2013’te bizlerle buluşuyor. Bu albüm de bir önceki albümü takiben Billboard’a yine Nr.1’den giriyor. “The 20/20 Experience” ile aynı üretim sonucu ortaya çıksa da “The 20/20 Experience: 2 of 2”nun tadının biraz daha farklı olduğunu, biraz daha enerjik olduğunu görebiliyoruz albümdeki şarkıların geneline baktığımızda. Önceki albüme katkısı bulunan insanlar ise tabii ki bu albümde de karşımıza çıkıyor ve ortaya koydukları şeyin yine inanılmaz bir şey olduğunu görüyoruz: Justin’in sesinin arkafondaki sesle tamamen eriyip bir olduğu, tam bir “fight!” havası taşıyan “TKO”dan, “Now take me to your jungle, I’m not afraid” dediğinde bizi alıp başka bir dünyaya götüren “Gimme What I Don’t Know”a, nakaratı söylediği noktada çıkardığı yüksek tonuyla sesinin eşsizliğini yine gösterdiği “Take Back The Night”tan dinlerken elinize bir içki, bir sigara alıp şarkıya eşlik edesinizin geldiği, biraz daha R&B’ye kayan “Drink You Away”e, nakaratından “Behlül kaçar!” havalarının aktığı “Only When I Walk Away”den, bütün şarkı boyunca süren hızlı ritme kendinizi kaptırmaktan alamadığınız “Cabaret”a, “True Blood”a (evet, nerdeyse albümdeki bütün şarkıları saydık), her şarkı başlı başına bir harika, ve başlı başına bir dünya. Şimdi buyrun, bahsi geçen dünyanın trailerı olsun bu da: TKO.

Bahsi geçen iki albüm, “The 20/20 Experience: The Complete Experience” adı altında birleşiyor, ve bu albüm de Justin Timberlake denen imparatorluğun pop zirvesine geldiğinin kanıtı olarak yerini alıyor.
Dünya çapında inanılmaz ses getiren, milyonlarca insanı kendine yine hayran bırakan bu albümün ise turu eksik olur mu hiç? Timberlake şu anda albümünü herkese daha yakından tanıtmak için “The 20/20 Experience Tour” kapsamında dünyayı dolaşıyor. Bu turdan İstanbul da nasibini alıyor tabii ki; Justin Timberlake, 26 Mayıs 2014’te, İTÜ Stadyumu’nda sevenleriyle buluşuyor! Bu durumda bize de 26 Mayıs’ta bu imparatorluğun, kulağa ne kadar tuhaf gelse de, İstanbul’u fethini sabırsızlıkla beklemek kalıyor.