Öyle bir grup düşünün ki ağır aksak ritimlerle giden, bazen gitarları cızırdatan bir müzik üzerine sesi çoğu zaman ufak bir kız çocuğunu andıran bir kadının vokalleri ekleniyor. Ortaya çıkan parçalar öyle bir noktada ki ilk defa dinleyen ya uzaklaşmanın yollarını arıyor ya da o an gruba geri dönüşü olmayacak şekilde bağlanıyor. Ben ikinci gruba girenlerden olmuştum Cranes’i ilk dinlediğimde.

Cranes kimdir kimlerdendir diye anlatmadan önce dream pop nedir, shoegaze nasıl ortaya çıkmıştır bunlara bir bakmak lazım; zira Cranes’in icra ettiği müziğin türü tam olarak bunlar oluyor. Alternatif rock müziğin bir alt türü olarak doğan dream pop 80’li yıllarda ilk defa ortaya çıkan bir kavram. Adındaki dream öylesine değil; dinlerken sizi rüya alemine sürükleyen bir müzik bu. Vokalistin kendisi de büyük ihtimal farklı alemlere, boyutlara dalıyor müziğini icra ederken. Kimi zaman fısıltılara varan, anlaşılması zor, iç çektiren; kimi zaman da yükselip enstrümanın bile önüne geçen vokaller var müzikte. Dream pop gruplarının yapıları klasik bas-gitar-davul üçlemesinden oluşsa da vokaller daha bile önemli bir unsur halini alabiliyor.

Shoegaze de çok farklı değil aslında. Dream pop’tan çok etkilenmiş ve hemen hemen aynı dönemlerde ortaya çıkmış bir tür; sadece gitar riffleri daha kuvvetli, daha sert burada. Ortak yanları çok huzurlu hatta ruhani bir boyuta sizi sürüklerken aynı şarkı içerisinde bir anda hüzün bastırıp melankoliye de vurabiliyor olmaları. İşte bu çelişkili ruh halini en güzel yansıtan dream-pop gruplarından biri de Cranes.

Cranes, 1989 yılında Alison ve Jim Shaw kardeşler tarafından kurulan bir İngiliz grubu. Ne varsa şu İngilizlerde var demekten her zamanki gibi alıkoyamıyorum kendimi. Zaman içinde farklı isimler ekleniyor grup üyeleri arasına veya ayrılanlar oluyor ama Shaw kardeşler her zaman sabit şekilde devam ediyorlar. Uzun zamandır sabit olan diğer üyeleri de Paul Smith, Ben Baxter ve Jon Callender. Alison Shaw kocaman kadın ama şarkı söylerken küçücük bir kız çocuğuna dönüşüveriyor o sesiyle. Gizemli küçük bir kızın huzurlu ve hüzünlü dünyasına giriyorsunuz dinlerken. Diskografileri hayli geniş; 10’dan fazla albümleri var ancak 2008’den beri sessizliklerini koruyorlar. 1997-2000 yılları arasında bir dağılma dönemi yaşadıkları için tekrar böyle bir şey mi söz konusu diye düşünüyor insan ama arada bazı festivallerde çalıyor olmaları ve zaten uzunca bir sürece kendi plak şirketlerini kurmuş olmaları umut verici.

Çoğu Cranes-sever gibi 1993 çıkışlı Forever albümünü ben de pek severim zira grubu keşfettiğim albüm olduğu için yeri ayrıdır. Far Away, Adrift, Jewel ve Rainbows akla ilk gelen parçalar bu albümden.  Ama 1991 çıkışlı Wings of Joy Cranes’e başlamak için iyi seçim. Adoration’daki Alison Shaw vokallerini dinlemeden Cranes’e giriş yapılmış sayılmaz. Beautiful Sadness, Tomorrow’s Tears ve Watersong da bu albümden mutlaka atlanmaması gerekenlerden. Bu albümün önemli bir detayı da grubun The Cure tarafından dikkatleri çekmiş olması ve akabinde turnede The Cure’un ön grubu olarak çalmaya başlamaları denebilir.

En başta da dediğim gibi Cranes farklıdır ve sevmesi zor bile olabilir. Aslında dream pop da en başta öyle gelebilir. Ama son yıllarda bu müziği icra eden veya icra ettikleri müzik bu janrdan ilham alan grupları göz önünde bulundurunca hemen fırsat vereceksiniz. Asobi Seksu, The Radio Dept., M83 (müziğin son zamanlarda başına gelmiş en güzel şey olabilir), Air, Beach House ve hatta Sigur Ros gibi gruplardan bahsediyoruz. Her birinin yarattığı ve sürüklediği rüya alemlerini düşününce bu işin kökü sayılabilecek gruplardan biri olan Cranes daha da bir özel oluyor.