S

adece ülkemizde değil, dünyanın birçok noktasında tatsızlıklar gündemden düşmüyor. Cinsiyet ayrımı, ırkçılık, terörizm gibi konular maalesef yaşadığımız dönemin gerçekleri. Her sabah “umarım bir şey olmamıştır” diye uyanan bir nesiliz biz. Peki bu karanlık dönemde ışığı nasıl bulacağız?

Kabul etmeliyim ki 19 yaşıma girdiğim 2016 yılı kötü bir rüyada yaşamak gibi. Her gece yatınca “Sabah kalktığımda şu kabus bitsin.” diyorum ama değişen bir şey olmuyor. Gazeteler, televizyon kanalları hatta kitaplar bile iç karartıcı cümlelerle dolup taşıyor. Yaşanan olaylar nedeniyle sık sık yayın durdurmak, sessizliğin karanlığı içinde boğulmak zorunda kalıyoruz ve içimizdeki yaşama istediği gün geçtikçe sönüyor. Dün bir arkadaşımla ne yapabiliriz diye konuşuyorduk ve bir sonuca ulaştık. Kültür-sanat mecrası olarak yolumuza devam etmek. Müzik dinlemek, kitap okumak, konserlere gitmek ve en önemlisi güzel şeyler konuşabilmeyi unutmamak. Evet, dünyada korkunç şeyler gerçekleşiyor ama asıl karadeliği hayattaki güzel şeyleri unutmak olarak görüyorum.

Kültür-sanatın bir toplumu birlik yapan, her türlü düşünce ve inançtan insanı aynı masa etrafında toplayabilen bir güç olduğunu unutmayalım. Bizler bu güzel yapıtlara göz kulak oldukça dünyanın daha iyi bir yer olduğuna olan inancımızı yitirmeyiz.

They say it’s the last song.

They don’t know us, you see.

It’s only the last song if we let it be.

Not: Bu yazıyı yazarken Damon Albarn’ın Mali’de yürüttüğü proje aklımdan çıkmadı. Mali Kültür Bakanı N’Diaye Ramatoulaye Diallo’nun geçen sene söylediği şu sözler müziğin önemini bir kez daha kanıtlıyor.

Mali’de elmas veya petrol yok ama müzik var. Dünyanın en önemli ortak dili nedir? Müzik. Biz ise müziğin en önemli elçilerine sahibiz. Toplumun bölünmesini engelliyoruz.