H

ayatta en çok keyif aldığım şeylerden biri oyun oynamak, diğeri de müzik. Dolayısıyla oyun müzikleriyle ilgili bir yazı yazıyor olmak başlı başına bir heyecan kaynağı benim için. Oyunlarla olan münasebetim 11 yaşın güzel zamanlarına dayanıyor aslında. Bu dünyayı az çok bilen, en az birkaç haftasını bir oyuna kilitlenerek (ya da kilitlenen arkadaşları veya aile üyelerini endişeyle izleyerek) geçiren herkes takdir edecektir ki, sizi oyundaki atmosfere bağlayan öyküyü, gameplay’i ve görselliği bir kenara bıraktığınızda, deneyiminizi özel kılan şeylerden birisi de kesinlikle müzikler. Kimi oyunda 45 parçalık orkestralarla özel bestelenen, kimi oyunda sürdüğünüz arabanın radyosunda kulağınıza çalınan oyun müzikleri için elbette “en iyi 10” iddialı bir kalıp – ama zaten işin güzelliği, seçmenin zorluğundan geliyor. Lafı daha fazla uzatmadan hadi şuradan başlayalım:

10. Vampire the Masquerade: Bloodlines (2004)

Ünlü tabletop role-play oyunu Vampire the Masquerade’in bu dijital uyarlamasında, Los Angeles’ta, 21. yüzyılda geçen bu oyunda, yeni yetme bir vampiri canlandırıyor, Malkavian, Nosferatu gibi farklı klanlara katılıp kasvetli bir dünyada içine düştüğünüz gizemi çözmeye çalışıyorsunuz. Oyun sizi Santa Monica, Hollywood ve Chinatown’a sürüklerken, arada sırada yolunuzun kesiştiği fazlasıyla gotik diskolarda (evet, doğru okudunuz) çalan müzikler de kulaklara ziyafet çekiyor. Ministry’nin esas adamı Al Jourgensen’in de katkıda bulunduğu oyunun az bulunan – çok sevilen soundtrack albümünde, Lacuna Coil, Chiasm ve Tiamat gibi isimlerin şarkıları da var.

9. Quake (1996)

id Software’in 1996’da çıkardığı ve hem o dönem, hem de takip eden senelerde binlerce gencin eğitim hayatını söndüren Quake’in müziklerine imza atan kişi aslında epey tanıdık. Nine Inch Nails kariyeri bir kenara, son yıllarda Gone Girl, The Social Network ve The Girl With The Dragon Tattoo gibi filmlere de soundtrack yapıp kulaklarımıza ziyafet çeken şahane insan Trent Reznor’dan söz ediyorum tabii ki. Oyunun kitlelerle buluşmasının üstünden neredeyse 20 yıl geçmesine rağmen sürdürdüğü kült duruşunda onun da payı büyük.

8. Castlevania: Symphony of the Night (1997)

Konami’nin gotik korku türünde harikalar yarattığı yılların ürünü olan Castlevania, geçtiğimiz yıllarda ikinci baharını yaşayan vampir mitinin başrol oyuncusu Drakula’yla maceradan maceraya koştuğunuz, dönemi için son derece yenilikçi ve leziz bir yapımdı. Grafikleri ve gameplay’i geçtiğimiz yıllarda epey iyileşti (bazen de kötüleşti) ama kaliteyi düşürmedikleri bir nokta varsa, bu da oyunun müzikleri tabii.

7. Red Dead Redemption (2010)

Rockstar Games’in başının altından çıkan bol aksiyonlu, uçuşan çalılı ve Vahşi Batılı Red Dead Redemption’ı oynarken, kendinizi “Bir Avuç Dolar İçin” filminin setinde hissediyorsunuz. Çıktığı yıl GameSpot’un “En İyi Orijinal Müzik” ödülünü kapan oyunun orijinal olarak bestelenen soundtrack’inde yer alan José Gonzalez şarkısı “Far Away” de aynı yıl “En İyi Oyun Müziği Kullanımı” ödülünü aldı. Soundtrack’in oyunu gölgede bırakıp sayısız müzisyen tarafından coverlanması da cabası.

6. Portal (2007)

İnsanlar Portal’ı hem survival-horror türüne olan katkıları, hem de Jonathan Coulton imzalı “Still Alive” ile hatırlıyorlar – ki bu da şaşırtıcı değil. Coulton’ın sarkastik ve bir o kadar da esprili kapanış şarkısı, Aperture Science’da başınızdan geçen maceraların (şimdilik) son bulduğunu işaret ediyor. Kelly Bailey tarafından bestelenen enstrümantal şarkılar da oyunun klostrofobik, mekanik atmosferini oyuncuya fazlasıyla hissettiriyor.

5. The Elder Scrolls V – Skyrim (2011)

Elder Scrolls serisinin Oblivion’la yakaladığı başarıyı tam anlamıyla taçlandırdığı Skyrim, bir çok açıdan türünde öne çıkan bir oyundu. Cümle alemin başına bela olan Alduin’in bileğini bükmek için savaş verdiğiniz, “I used to be an adventurer like you…” diye giden meşhur cümleyi binlerce kez duyduğunuz o kadar saate oyunun şatafatına yakışır bir soundtrack eşlik ediyor tabii ki. Oyundaki en ikonik şarkılardan Dragonborn, otuz kişilik bir koroyla kaydedilmiş, hem de oyunun kendi içinde kullanılan Draconic dilinde. Buyurun buradan yakın:

4. Super Mario Bros. (1983)

Bu kelimenin tam anlamıyla herkesi bir noktada buluşturmayı başaran, zamansız bir klasik. Başka ne denebilir bilemiyorum. En güzel 8bit’lik haliyle dinleyelim:

3. Silent Hill (1999)

Bir neslin kabusu olmuş bu serinin en güzel oyunu hangisi tartışılır, ama en güzel müziklere sahip olanı kesinlikle İngiliz elektro-pop’u ve Alman endüstriyel müziğinden etkilenen Akira Yamoaka’nın elinden çıkan ilki. Türlü türlü belayla uğraştığınız, sinirlerinizle tenis oynayan Silent Hill kasabasına gerçekten yakışır, buram buram nostalji kokan bir soundtrack’le karşı karşıyayız:

2. The Witcher III (2015)

Üstüne sayfalarca yazılsa yeterli olmayacak CD Projekt Red şaheseri Witcher III, derin evreni, senaryosu, detaylara olan akıl almaz özeni ve tabii ki destansı grafikleriyle belki de serinin en iyisi. Klasik bir orkestrayla kaydedilen oyunun müziklerinde de Leh ve Slav kültürüne ait halk şarkıları, Galce ağıtlar ve bir çok eski folk şarkısı geleneğinden esinlenilmiş. Bu yıl Fallout 4’ü geride bırakıp “Yılın Oyunu” kategorisinde sürüyle ödül kucaklayacak gibi görünüyor, ama kesin konuşacaksak, bu kategorilerden bir tanesi çok net bir şekilde cepte (sanırım anladınız hangisi olduğunu).

1. Diablo II (2000)

Sanırım “bu yazıyı sırf bu oyunun soundtrack’lerini oturup dinlemek için yazdım” desem, çok da yalan olmaz. Oturup oyun müziği dinleme alışkanlığınız olmasa bile, Matt Uelmen’ın elinden çıkan soundtrack, sizi bir yerden mutlaka yakalıyor. Sadece RPG türünün değil, belki de tüm zamanların en iyi oyunlarından biri olan Diablo II, çıktığı sene çıtayı o kadar yükseltmişti ki, 11 senelik bekleyişin ardından çıkan üçüncüsü bile onu gölgede bırakamadı. Farklı şartlar altında oyunun kendisine dair uzun bir yazı olabilirdi bu, ama neden “mükemmel” olduğuna dair binlerce neden belirtmek yerine, sizi bu nedenlerden biriyle baş başa bırakıyorum, iyi kulak verin. Ya da Deckard Cain’in deyimiyle, “Stay awhile and listen”!