D

oğduğu ve daha sonra da Northern Melbourne Institute of Tafe‘de Jazz and Pop Vocal Performing’de eğitim görmek için gittiği Avustralya geçmişinden dolayı farklı saat diliminden gelen, caz sanatçısı Hediye Güven ile oturup dört saat sohbet ettim. Bir sürü şey konuştuk. Duyduğum her şeyi toplayıp çantama koydum. Eve dönerken 32 diş etrafa bakıyordum. Bu çok sık olmaz.

Fotoğrafta gömleğinin kenarına işlenen yengeç, benimle buluşmaya gelirken yaptığı hazırlıklardan sadece biriydi. Yan yan, kalabalıklar ardında, üzerimiz yaprak kaplı bir masada oturduk. Yağmur bir türlü yağmıyor, sıcak gitmiyor ama konuştukça ben başka seyahatlere çıkıyordum. Sonra yağmur da yağdı. “Aşırı tatlı bir yağmur yağıyor.” tepkisiyle de o masadan bir arkadaş edinerek kalkacağımı anladım. Ben şimdi Hediye Güven’in hikâyesini değil de bu sohbetin hikâyesini anlatacağım. Çünkü siz de benim onu tanıdığım gibi tanıyın istiyorum.

Bazı kokular çok şey anlatıyor

Etrafa yayılan nefis bir koku vardı. Normalde migrenimi coşturması gereken parfüm bana hiçbir zarar vermedi. Daha sonra kendi parfümünü kendi yaptığını anlattı. Doğanın kendini tekrarını, müziğin içindeki tekrarları konuştuk. Bilim ve sanatın iç içe geçişi konusunda beni çok farklı şeylere uyandırdı. Neşesi, mizah tarzı, bakışları, enerjisi ve hayata bakışı ile çok başka bir insan. İsterdim ki her şeyi yazayım ama birazını “On Bir Mevsim” adlı ikinci albümü çıkana kadar kendime saklamak istiyorum.

Farklı saat dilimleri  derken…

Hediye Güven için bir şifacı, bitki ustası, sanatçı, renkleri tanıyan, bilime derinden inanan ve bilimi de bir sanat olarak kabul eden bir kadın diyebilirim. Ayrıca anlattığı her şeyi de sanata bağlıyor. Bir de biz gündüzü yaşarken o gecede. Çünkü dediğim gibi Avustralya saatinde kalmış. Bu konuda o kadar ustalaşmış ki yelkovana tutunmuş, sanatla dönüyor. Aynı yelkovan gibi, hiç durmuyor. Bir de Avustralyalı caz radyolarını dinliyor. Yani, caz radyolarının gece yayınlarını dinliyor. Gününe sakinlik getirsin diye.

Caz, insanı derinden etkileyen bir tarz ve bu tarzın insanı olmak ayrı bir karizma katıyor. Zamanın İstiklal Caddesi‘nde, Hayal Kahvesi‘nin sahnesini dolduran, müziğin en güzelini, müzikten anlayanlarla paylaşan Hediye Güven, şimdi karşısındaki teknolojiyi kullanarak evlerine kapanan ve kendi kendine müzik dinleyen insanlara ulaşıyor. Siz bir caz severseniz ve bir şekilde Hediye Güven‘le henüz tanışmamışsanız, O’nun enerjisi, müziği, kalitesi ve eşsiz vokal yeteneği sizi bulur.

Kendisinden duymasam buna inanmazdım ama bir keresinde pili biter gibi olmuş. Tam o sıralarda Ceylan Ertem, Açık Radyo’da yaptığı ŞubidaP programında kendisine ilham olan kadın caz vokallerini çağırmaya başlamış. Bir davet de Hediye Güven’e gidince, bir kez daha müzikle yürümeye karar vermiş ve tüm enerjisine kavuşmuş! Nasıl bir enerjiyse Eylül’de buluşacağımız albümünden yayınladığı ilk teklisi “Sarıl Bana” bir haftada 6.200 dinlemeye ulaştı. Hiçbir plak şirketiyle çalışmayıp, şarkılara “Evde eğitim” yaptığını anlattı. Şarkı söylerken müdahaleye pek açık değil ve bence de bu konuda çok haklı. Bu çılgınlıkta ve eğitimde bir sese müdahale edilmemeli. Tamamen özgür kalarak ve aklından geçeni çalmayı başaran bir grup bularak beklentilerimin çok yüksek olduğu bir albümle gelecek. Bu özgürlüğü yayınladığı teklisinden kolayca anlayabilirsiniz.

Sade, net ve samimi bir sürü şey!

Her pazartesi, Facebook’ta evinden canlı yayın yapıyor. (#HediyeGuvenEvHalleri) (Yayınlardan birinde Smooth Operator yorumu var, “smooth” deyişine bir bakın derim.) Bu zamanda kimse evinde misafir istemiyor pek. Ama hem eşi hem de gitaristi olan Tolga Tümay ile birlikte kamera karşısına geçip müzik yapıyorlar. Çünkü dijital dünyanın bize sunulan bir platform olduğunu söylüyor. Hatta “O zaman ben de çıkıp dans ederim.” de dedi.  Ayrıca canlı yayınında, kendiyle, hayatıyla, karakteriyle ve müziğe olan aşkıyla ilgili harika laflar ediyor. Sade, net ve tüm samimiyetiyle karşınızda.