2000’de Eskişehir’de kurulan ve 2005’te Roxy Müzik Günleri‘nde birincisi olan psychedelıc folk grubu Gevende, geçtiğimiz cumartesi akşamı Salon’un konuğuydu. İran, Pakistan, Nepal ve Hindistan gibi ülkelerde deneyimlediklerini müziğine aktaran, ruha hitap eden Ahmet Kenan Bilgiç ve arkadaşları, Salon’u tıka basa doldurarak İstanbullulara keyifli bir gece yaşattı. Rave Mag için iki ayrı perspektiften kaleme aldığımız Gevende’nin performansı inceleme masasında.

 

Efe Gülay:

Uzun süren bir aksilikler silsilesi sonunda biletlerimiz hazırdı. Keyifli ve heyecanlı bir şekilde girdik Salon’a. İçerisi iğne atsanız yere düşmeyecek durumda olduğundan üst kata çıktık. Gözüme kalabalığın en arkasında duran koltuğa kestirdim ve oraya yerleştim.

Normalde yaptığım gibi içeceğimi alıp konseri izleyebildiğim en güzel yerden izlemek zorunda hissetmedim kendimi. Müzik öyle hitap ediyordu ki insana, sanırım kimse kendini bir şey yapmak zorunda hissetmiyordu. Gevende’nin inişli çıkışlı armonisiyle birlikte kapadım gözlerimi ve kendimi akıntıya bıraktım.

 

Konsere gitmeden önce okuduğum kadarıyla Gevende’nin canlı performansları ve stüdyo kayıtları arasında fark vardı. Ben bu konuya temkinli yaklaşmayı severim çünkü seyirci ve seyircinin beklentileridir söz konusu olan. Evet Gevende, stüdyo kayıtlarına birebir müzik yapmadı. Fakat bize dinlettikleri ve hissettirdikleri “iyi ki” dedirtti. Aradaki fark tamamen “keyif alarak müzik yapmanın” ve “işe duyguları katmanın” sonucuydu denebilir sanırım.

 

Uzun zamandır “beynin bu denli sustuğu bir yer”de kendimi bulamayan bana ilaç gibi geldi bu etkinlik.

 

Joshua Tekin:

Gevende geçtiğimiz Cumartesi akşamı Salon IKSV’yi 2 saatliğine yeryüzünden sildi desem yalan olmaz sanırım. Yumuşak riff’leri ve saykodelik üflemeli tınıları ile ruha gıda olan Eskişehirli ağabeylerimiz, bu sefer Istanbul’da iş başındaydı. Tıklım tıklım dolan Salon’da hüzün ve mutluluğun seviştiğine tanık oldum. Dinleyenlerin hepsi Mona Lisa tablosu gibiydi. Yüzlerimizin bir tarafı akan gözyaşlarında kürek çekmek, diğer yanı ise huzura kavuşmanın mutluluğu ile stratosfere roketlenmek istiyordu. Arada kalmışlığın türbülansı ile ayakta durabilen bizler, Gevende’nin yükselişleri ve inişleri ile yolculuğa çıkmıştık adeta.

 

Üst kattan kuş bakışı bir pozisyon yakalamanın derdiyle, insanların arasından süzüle süzüle yerimi buldum ve ayaklarımı sarkıtarak Gevende’yi izlemeye koyuldum lakin böyle bir hareketin pek de gerekli olmadığını fark ettim. Gevende sahne performansıyla seyirciyi öyle bir hipnotize etmişti ki göz teması kurmaya gerek bile kalmıyordu. Sırtımı dönüp duvara baksam da müzik elimden tutuyor ve sürükleyiveriyordu. Alkolün de etkisiyle iç dünyam kaotik ve sarsıntılı bir yolculuktaydı, bilincim kapalıydı diyebilirim. Fakat belirtmeliyim ki sahne performansını dinleyenleri izleyerek anlayabiliyordu insan, bu nedenle bir duvar kenarına çekilip insanları izlemeye koyuldum. Müzik koparıp götürmesin diye sevgilisinin elini sıkıca tutan uzun boylu beyfendiler, çağrıştırdığı anıların hüznünden duvara gömülen genç insanlar ve allah bilir bilinci nerelerde gezen Gevende hayranları… Salon İKSV belki de son dönemin en büyük yolculuğuna tanık oldu cumartesi akşamı.