OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bonobo – Innpark ( Istanbul – 2015 )

Bonobo nedir kimdir? Elektronik müzikte yeri nedir kurcalayalım.

Elektronik beat müziği 90’ların başında şahlanmıştı. Çok şanslıyım ki bu müzik türü benimle yaklaşık aynı dönemde doğup büyüdü. 60’larda genç olanlar hippi, 80’lerde genç olanlar discocu olurken ben bu döneme doğdum, iyide yaptım. Sanki daha ciddi, daha derindi 90’lar.

Avrupa’da globalizasyon ve endüstriyelleşme sona ulaştı. Matrix, Fight club çekildi. Türkiye internetle tanıştı. Elektronik müzik her şeyden beslenmeye başladı, beat’lerde sitar, saz, saksafon, kontrbas, synth’ler beraber duyulur oldu. Radiohead, OK Computer‘la elektronik altyapılara merhaba dedi ve devrim niteliğinde bir sound çıkardı. 2000’lerde artık techno, house olmayan alternatif bir elektronik müzik piyasası vardı dünyada.

76 doğumlu Simon Green, 18 yaşında Brighton’a yerleşti. Evde kendi halinde prodüksiyon yapan bi adamdı. Bütün enstrümanları işine yaradığı kadar çalmayı biliyordu. Derdi virtüöz olmak değil kompozitör olmaktı. Yani enstrümanları yiyip bitirip oktav oktav gezmek yerine hepsinden bir iki tıngırdatıp ahenklerini yakalamaya çalışıyordu. Küçük perküsyonlar, deli deli bas gitar gezinmeleri, alışılmadık, aksak ritmleri, atmosferik pad’ler ve synth’ler ile kendine yeni bir dünya açtı.

bonobo_love_saves_the_day_2012

Simon Green, ilk albümü Animal Magic‘in bütün enstrümanlarını kendi kaydedip mix’ledi. Albüm 2000’de Tru Thoughts‘tan (İngiliz neo-funk, soul label’ı) sonra 2001’de Ninja Tune‘dan re-release oldu. Bir beatmaker kariyerine daha iyi başlayamazdı herhalde. 2003’te Dial “M” for Monkey yayınlandı. Kanımca en iyi albümüydü ve aynı çizgiyi korudu. Basitçe işlenmiş enstrümanlar ve elektroniğin müthiş uyumuyla Simon Green, inanılmaz bir kompozisyon ve atmosfer üretmeyi başardı. Artık downtempo, chillout, triphop beatmaker’larına öncülük eden bir sanatçı olmakla birlikte bu janrların sınırlarıyla da oynuyordu. Çünkü müziği, triphop kadar karanlık değil, chillout kadar mutlu değil, downtempo kadar sakin değildi. Adam tam bir batılıydı ama doğunun mistisizmini verebilecek kadar globaldi de.

Bonobo dinlerken bir İngilizi değil bir dünyalıyı dinlersiniz. Hayalindeki atmosferi yaratmak için dünyanın her köşesinden ses kullanmaktan çekinmedi ve farklı soundları sentezlemekte uzmanlaştı. Bu sentez işinin zorluğuna önceki bir yazımda değinmiştim. Öyle iki şeyi yan yana sununca sentez olmuyor birbirine yedirmek gerçekten büyük meziyet. Cem Yılmaz’ın anadolu rock’la maytap geçtiği sekans tam bundan bahsediyor. Bildiğimiz rock’a, Türk motifleri sokuşturmak iğreti oluyor. Kıraç, Haluk levent ayarındaki bu müzikler zorlama olurken Moğollar, psychedelic funk-rock‘ı, Türk müziğine yedirmeyi başarmıştır ve gerçekten dünya çapında dinlenir eserler üretmiştir.

Bonobo’ya dönecek olursak, 2006’da Days to Come albümü ile artık underground’dan çıkmış büyük kitlelere ulaşır olmuştur. Bu albümde Bajka, Fink gibi tatlı vokalistler öne çıkmış, “beat”ler dışında “song” diyebileceğimiz ürünler gelmiştir. Bu tarihten sonra hiphop esintileri nispeten azalmaya başladı. Ben de Bonobo ile 2007 de tanıştım ve bu 3 albümü elektronik müzikte kilometre taşı olarak görmekteyim.

2010’da Black Sands piyasaya çıktı ve Andreya Triana‘nın puslu vokalleriyle tanıştık. Sound biraz daha dreamy ve orkestrale kaydı ama yine beat’lerden vazgeçmedi.

2013’te North Borders ile ününü zirveye ulaştırdı. Bu albümle zamanı daha çok yakaladı diyebilirim. Chillwave, chillstep gibi hipster camiasında da beğeni alan türlere yöneldi. Tabi yine sentezlemeyi bilerek, öyle Youtube’daki majestic channel’ının cheesy’liğine bulaşmadan, kendi sound’una yedirerek. 1 sene boyunca hiç durmadan turnedeydi ve dünyanın her yerinde biletleri anında tükenen konserler verdi. New York’a yerleşti, saçlarının yanlarını kazıttı ve hipsterlaştı biraz (kusura bakma simon reyiz biz de öyle olduk zaten).

Bu süreçte zilyon tane dahiyane remix’e imza attı. DJ setlerinde kendi gibi yenilikçi sound’ları sundu bize, hem eğlendirdi hem aydınlattı.

8707937076_560c69c1c8_o

Geçtiğimiz günlerde de bildiğiniz üzere Bonobo İstanbul’a konuk ettik. Innpark‘ta Generic Music‘in organizasyonuyla 2 saat boyunca yerden yere vurdu bizi. Açıkçası event in bu sıcak bahar gününde açık bir alanda olmasını dilerdim. Çayır çimen açık hava güzel olurdu ama bir yandan taksimin göbeğinde yüzlerce kişi alabilen bir event hall’umuz olduğunu bilmek te güzel. Dj Set için 67.5 lira gibi yüksek bir fiyat çekilmesine anlam veremedim. Tamam adam ünlü oldu ama alt tarafı laptoptan tuşlara basıyor be abi 67.5 nedir? Tabi bu sonucu etkilemedi ve biletler tükendi.

Erken gelinmesi uyarısına rağmen son dakikada kapıya yüklenip isyan çıkaran arkadaşları da sükunete davet ediyorum. Bonobo konserinde sıra olmaması gibi bir olasılık var mı? Beklemek istemiyorsan erken geleceksin her konserde olduğu gibi. İçeride de ufak tefek sıkıntılar vardı. Sucuk gibi terlememizi havlandırmaya mı yoksa hunharca danseden yüzlerce insana mı bağlamalıyım bilemedim. Ses sistemi de beni olduğu kadar Bonobo’yu da tatmin etmemiş olacak ki konserin başında sesçi arkadaşlara birkaç uyarı da bulundu. Subbass seviyesi ve speakerlerın yeriyle ilgili biraz düzenleme yapmalarını tavsiye ediyoruz INNPark’a. Neyse ki 2-3 şarkıdan sonra ne sesi ne sıcağı takmaz olduk ve Innpark’ı yerlebir ettik! Alanın bir kısmı da hımbıl hımbıl sallanıp çok eğlenmiyor izlenimi verdi bana ama nedenini çözemedim, zira alışık olduğumuz bir Bonobo setiydi. Özellikle Quantic – Sol Clap duymak beni çok mutlu etti ve öldüresiye dans ettim. Her konserde olduğu gibi bir şeyleri fazla kaçırıp yerde yuvarlanan ablalara da burdan selamlarımı iletiyorum.

Gelelim beni en mutsuz eden şeye. Pre ve after DJ’leri! Bu eleştirim bahsi geçen etkinliğe değil tüm İstanbul gece hayatına aslında. Ya arkadaşlar tech-house’tan bıkmadınız mı allaseniz. Her yerde her saatte duymaktan bıktım şu müziği. Tamam gece klüplerinde, after party’lerde gideri var diyelim ama Bonobo’ya after yazmayın bari şunu. Hani idealistlik yapıp can sıkmak istemiyorum, belki kitleler bunu istiyordur diyeceğim ama yok insanlar da çok eğlenmiyorlar gördüğüm kadarıyla. Özellikle böyle alternatif eventlerde alternatif dj’ler çıkartmaya çalışın lütfen. Üzülüyoruz…

Neyse eventler gelip geçer müzik baki kalır. Her ne kadar her müziğe açık olsam da gönlümde downbeat kültürü yatıyor ve eski bonobo sound’u bende zamansız bir müzik olarak yer etti. Bonobo’yu büyük kitlelere ulaştıran yeni dalga chill-electronic’den farklı olan ilk 3 albümü, eventler için değil, evde, sahilde, kitap okurken dinlenecek müzikler. On yıllar sonra 2000’lerin müziği diye anılacak dahiyane eserler. Benim gözümden Bonobo sound’u, günlük rutinlerinize soundtrack olmayı başaran, mütevazı, bir o kadar yenilikçi fon müzikleridir. Hayatınızdan eksik etmeyin.