D

aughter, yeni albümü ile İstanbul’un kaotik işleyişinde kaybediverdiğim hayatıma bir kırmızı ışık çaktı resmen. “Dur bi abi, etrafına bak, yuvana dön, düşüncelerinin sayfalarını tekrar bir çevir!” dedi.

Yıl: 2016
 
Albüm: “Not To Disappear”
 
Dinlenebilecek En İyi Versiyon: Orijinali.
 
Teknik Varlıkları: Yumuşak bir gitar riff’i ile süzülmeye başlayan parça, baterinin girişi ile dinleyini soğuk bir kasabanın koruluklarına sürüklüyor. Elena Tonra’nın naif sesi, yavaş yavaş yağan kar tanelerinin buz kesen soğuğunu ısıtmaya başlıyor. Yavaş tempolu parça adeta zorluk ve yalnızlık içinde olan dinleyene sıcak bir yuvaya sokuyor, başımızı bir çatının altına sokuyor. Basit bir işbirliğinin ürünü olan How; gitar, bateri ve Elena’nın sesi ile minimalizmin gücünü tekrar kanıtlıyor.
 

How long must I wait for you?
Undone in the evening
How long must I wait for you
To become what I need?

 
Dök İçini: “How” uzun zamandır çekmecede güneş yüzü görmeyen duygularımı ve algımı sokağa çıkardı.
 
Uzun zamandır kendimden pek memnuniyetsiz ve keyifsizdim. Yeni sanatçılar, yeni seslere uzanıyordum tabii fakat müptelası olduğum o kıvılcım yoktu. Upbeat house parçaların dönemine girmiştim. Pişman değilim tabii ammavelakin bu pek de “kendim” olmayan bir dönemdi. Bir süre sonra hayata tutunuşumu yavaş yavaş kaybettiğimi fark ettim, en son kendimden ve hayatımdan memnun olduğum dönemin 2015 kışı olduğunu idrak edince, omuzlarıma bir yük bindi. Kendime gelmeliydim ve bu uyanış, dinleye dinleye eskittiğim Halcyon Digest albümüyle olamazdı. Kötü hissettiğim her dönem Deerhunter‘a başvuramazdım, ayıp olurdu onlara. Güzel günlerde de dinlemeliydim Bradford Cox’u. Söz verdim Bradfordcığıma, neşeliyken açıcam seni dedim.
 
Bu durumdan zoraki bir dinlemeyle çıkamayacağımın da farkındaydım tabii, hayatımızda zorlamayla yaptığımız şeyler pek de doğru olmuyor bana kalırsa. Neyse dedim zamanı gelince bir şeyler olur. Geçen hafta Jean Paul Sartre‘ın “Bulantı”sını okurken Daughter’ın yeni albümünü dinleyeyim dedim. Olan oldu. Albümü dinleyince bir şeyler tekrar belirmeye başladı. Elena‘yı sabaha kadar dinledim, güneş doğarken tuttu elimden çekmeceye götürdü. “Bak orada uyuyor o duygular, utanma uyandır onu” dedi. “Ee o halde bu uyanışa bir soundtrack bulalım” dedim, açtım How’ı. O naif ses ve yumuşak gitar riffleri ile uzun ve acılı bir dönemi kapattım. Hiç kullanmadığım bir tabiri şu an için uygun görüyorum. Allah Daughter‘ı başımızdan eksik etmesin.