1959’da, oldukça puslu bir havanın hakim olduğu bir Pazar öğle sonrası dünyaya geldiğini düşündüğüm; bugün günlerden doğum günü olan Morrissey, Birleşik Krallıklar’ın dünyaya geçtiği yüzlerce kıyaktan sadece biri. İngiltere’nin kasvetli havasından mı, 80’lerin buhranlı gençliğinin parçası olmaktan mı yoksa Wilde ve Goethe okuyup, Pasolini izlemekten midir bilinmez ama Morrissey’in, bu dünyanın görüp görebileceği en tuhaf adamlardan biri olduğu aşikar. Bir aseksüel olarak aşkı son derece sade, derin ve masum bir şekilde anlatabiliyor olması ona tuhaf demek için yeterli sanırım.

Elemden ölmek üzereyken bu durum zerre umrunda değilmiş gibi yazarak midesinde sürekli bir yumruyla gezenlerin, duymak istemeyenlerin, bir şeyleri dile getiremeyenlerin, az uyuyanların, korkakların ve zavallıların hem dert babası hem de hüzün kaynağı oldu, olmakta ve olamaya da devam edecek onun şiirleri/şarkıları. Yaşama sıkı sıkaya bağlı olanların onu anlayabilmesi neredeyse imkansız, ki zaten anlamasınlar da, bu onların zararına olur. Çünkü onu dinleyip özümseyenler, bütün dünyaca bilindiği gibi, erken ölüyor.

Sesi ise tarifsiz. Bir insanın bilmediği bir dilde yazılmış şarkılar dinlemesini son derece anlamsız bulan biri olarak, Morrissey’in ne anlatmaya çalıştığı üzerine sadece tonlamalarına ve vurgularına bakarak herhangi birinin yerinde tahminler yürütebileceğini düşünüyorum. Öylesine vurucu, öylesine bilinçli.

The Smiths ile beraber sadece 82 ve 87 yılları arasında çalışmış  olmalarına rağmen hala birçok çevre tarafınca 80’lerin hatta son 50 yılın bu dünyaya kattığı en değerli şey olarak nitelendiriliyor yaptıkları işler. Grubun dağılması daha ben o zamanlar portakalda vitamin olduğumdan beni o an üzememiş olsa da grubu keşfettikten onbeş dakika sonra beni dertten derde salmış, ondan hemen sonra ise Morrissey’in solo çalışmalarına kendimi kaptırmamla yeniden keyfimi yerine getirmişti. Gördüğünüz gibi bu Morrissey adamı manik-depresif yapıyor!

Grubun yeniden birleşeceğine dair çıkan söylentiler Smiths severleri heyecanlandırsa da Morrissey’in ‘Grubu yeniden bir araya getireceğime ‘toplarımı’ yerim daha iyi, ki bunu bir vejetaryen olarak söylüyorum.’ sözleri sadece heves kırmakla kalmamış aynı zamanda da kendisinin ne kadar ukala bir adam olduğunu ve onu neden bu denli sevdiğimizi bir kez daha hatırlatmıştı.

Üzerine kitaplar yazılabilecek bir adam olduğundan, yazıma asla son veremeyecekmiş gibi hissediyorum. Fakat artık susmam gerekiyor. Bu arada, bugün Morrissey’in doğum günü. Hayatta olmaktan çok da memnun olduğunu düşünmüyorum ama iyi ki var. O mutsuz, umarım siz de mutsuzluktan kırılırsınız.

DİLAN HABİP