İstanbul’a birçok kez gelen WhoMadeWho, 18 Ocak Cuma akşamı Bronx’da sahne aldı. Konser öncesi gruptan Tomas Hoffding ve Jeppe Kjellberg ile küçük bir röportaj gerçekleştirdik.

382383_10150993335100140_134038440_n

2003 yılında kurulan ve Tomas Hoffding (Vokal-Bass gitar), Jeppe Kjellberg (Vokal- Elektrik gitar) ve Tomas Barfod (Davul)’dan oluşan ‘Whomadewho’, dans ve rock müzik sahnelerini birbirine bağlayarak bu yöndeki boşluğu doldururken, grup ismi ve yeni olmalarından dolayı ortaya çıkan şüpheleri yaptıkları müzik ile ortadan kaldırıyor.

Whomadewho, grubun adını taşıyan ilk albümlerini 2005 yılında çıkardı. 2009 yılında ikinci albümleri olan ‘The Plot’u yayınlayan grup son olarak da geçtiğimiz yıl ‘Brighter’ albümünü piyasaya sürdü.

Canlı performans grubu olarak birçok başarılı konsere imza atan Danimarkalı grup Daft Punk, Soulwax, Hot Chip, Justice ve LCD Sounsystem gibi elektronik müziğin başarılı isimleriyle de aynı sahneyi paylaştı.

Whomadewho nasıl bir araya geldi ve bir grup kurma fikri nasıl ortaya çıktı?
Tomas:
Yıllar önce bir Pazartesi günü neler yapabiliriz merakıyla ve biraz da eğlenmek amacıyla bir araya geldik. Aklımızdaki şey bunun tamamen bir yan proje olarak kalmasıydı. Aslında ben melodik rock müzikle ilgileniyordum ve değişik bir şeyler yapmak hoş olabilir diye düşündük. Açıkçası burada Jeppe ile yanyana oturmuş röportaj veriyor olacağımız ya da bu kadar yolunda giden işler yapabileceğimiz aklımın ucundan bile geçmemişti.

Jeppe: Aslında aklımızdaki fikir, canlı bir performans triosu olmak ve aynı zamanda da bir DJ’in gücüne sahip olmak yani insanları dans ettirebilmekti. Sadece izleyicinin tepkilerini baz alarak emprovize bir çekilde sayısızca konser verdik. Bu yüzden Whomadewho kariyerine başlamamız biraz çılgınca oldu. Tüm ekip için tuhaf bir deneyim kesinlikle çünkü kaosun ortasından tamamen yapısal bir tarz edindik.

Konserlerde ya da tek başına olsun, sizi dinlerken öylece durmak imkansız gibi. Siz müziğinizi tam olarak nasıl tanımlıyorsunuz? Daha tipik bir rock grubu olarak mı yoksa dans müziği grubu olarak mı?
Jeppe: Aslında tam da ikisinin karışımını yapıyoruz. Rock müzik kulüplerinde de çalıyoruz ki bence baya da güzel oluyor. Ama daha geç saatlerde elektronik müzik çalan kulüplerde de çalıyoruz. Elektronik müzik ağırlıklı kulüplerde çaldığımızda bir rock müzik grubu olarak, rock müzik çalan yerlerde konser verdiğimizde de müziğimiz daha dans müziği olarak algılanıyor. Bolca dans aromalı bir rock müzik grubuyuz sanırım.

Peki, Whomadewho adını nasıl seçtiniz?
Tomas:
Bu konuda her şey çok hızlı gelişti aslında. Dediğim gibi yıllar önce bir Pazartesi günü buluştuk ve 3 şarkı yaptık. Şarkıları 5 müzik şirketine yolladık ve cevap beklerken bir alman müzik şirketi hemen geri dönüş yaparak ‘Oldukça iyisiniz, hadi size bir albüm çıkaralım ama grubunuzun adı ne?’ dedi. Tomas Barfod, o sırada albümlerini karıştırıyordu ve bir anda bir AC/DC albümü çıkararak şarkı isimlerine baktı ve ‘Whomadewho’ dedi. Böylece grubun adını da koymuş olduk.

Son dönemde sizi en çok etkileyen projeler hangileri? Kimleri dinliyorsunuz?
Jeppe:
Son zamanlarda hatta daha 5 dakika önce havaalanından buraya gelirken Radiohead’den Thom Yorke ve Red Hot Chili Peppers’tan Flea’nın dahil olduğu bir grubu dinliyordum. Oldukça başarılılar.

Atoms for Peace’i mi kastediyorsunuz?
Jeppe: Evet, evet Atoms for Peace. Bunu dışında durmaksızın müzik dinliyoruz. Ne tarz olduğuna bakmadan sürekli ve ayırt etmeden. Bu durumda müziğe açız diyebiliriz sanırım.

Tomas: Ben de uçak yolculuğu sırasında Moderat dinledim mesela. Uçuş sırasında dinlemek için oldukça ideal bir seçimdi benim için.

İstanbul’a ziyaretleriniz sırasında hiç Türkçe müzik dinleme şansınız ya da aklınızda kalan bir müzisyen oldu mu?
Tomas: Danimarkalı bir grup, Türkçe bir şarkının çok küçük bir parçasını kullanmıştı ve bu şarkıyla dans piyasasında oldukça başarılı olmuştu. Sanırım bu yaklaşık 10 yıl kadar önceydi. Sonra şarkının sahibi Türk müzisyen şarkısından bir parçanın kullanıldığın öğrenip, Danimarkalı olan müzisyeni mahkemeye vermişti ve sonuç olarak bir müzisyen için oldukça yüksek bir meblağ olan 100.000 Euro gibi bir ceza ödemek zorunda kalmıştı. Danimarkalı olan müzisyen de sonuç olarak 5 parasız kalmıştı. Saçma bir durum bu aslında, kötü ya da iyi biri yok. Danimarkalı olan müzisyen Türkçe bir albüm bulup beğendiği bir parçayı kullanarak müzik yapmaya çalışıyordu ki müzisyen olmak biraz da böyle bir şey. Diğer yandan Türk müzisyenin de milyoner olmadığı açıktı ve kendi parçasından para kazanmak için böyle bir fırsat görmüştü.

Aklıma Türkçe müzik ile ilgili gelen tek şey bu. Baya da güzel bir şarkıydı bu arada, adını malesef bilemediğimiz bu Türk müzisyene bol şans diliyorum.

Bu İstanbul’a 5. gelişiniz, mutlaka şehri görme şansınız olmuştur diye düşünüyorum. İstanbul’a dair aklınızda kalanlar neler?
Tomas:
Bir defasında koca bir günü şehri gezmeye ayırma şansımız olmuştu ve bu harika bir deneyimdi. İstanbul çok güzel bir şehir. Birçok farklı şehre gidiyoruz ve çoğunlukla da ‘neyse ya çalıp eve dönelim’ diyoruz ama İstanbul öyle değil. Rakı ve Türk mutfağını ben çok sevdim.

Jeppe: Ben Türk mutfağına çok uyum sağlayamasam da insanları ve şehri çok sevdim. Özellkile Sultanahmet Camisi çok iligimi çekti. Bir de altında bir çok hediyelik eşya ve benzeri şeyler satın alabileceğiniz bir köprü vardı. Orası çok güzeldi. Her şeyden öte, İstanbul’un manzarası muhteşem.

2013 yılı ve sonrası için yeni projeleriniz var mı?
Tomas:
Aslında henüz ne yapacağımız hakkında pek konuşma şansımız olmadı.

Jeppe: Aslında önümüzdeki yıl oldukça heyecanlı olacak. Son bir yıldır hep turdaydık. Buna biraz ara verip stüdyoda yeni albümümüze yoğunlaşacağız. Böylelikle tekrar yaratıcı bir süreç içine girerek daha çok ‘keşif’ halinde olacağız. Sonbahar aylarında da yeni albümümüzü çıkarıp tekrar tuneye çıkmayı sabırsızlıkla bekliyoruz.

Tomas: Kısmen de olsa kayıtlara başlamış sayılırız zaten. Konserleri azalttık ve daha çok kendimize vakit ayırmaya başladık. Sonbaharda da düzenlemeleri tamamlayıp heyecanlı rutinimize geri dönmeyi planlıyoruz.