1) Sıfır noktasında bir trende olduğumuzu varsayalım. Coşkun Akmeriç’in bugüne kadar olan yolcuğunda neler var, bize biraz bahseder misin?

Oldukça sıradan bir çocukluk geçirdim diyebilirim ama müzik her zaman hayatımın önemli bir parçasıydı. 2006 yılında üniversite için Londra’ya gittim ve 6 yıl orada kaldım. Üniversite’den sonra Ses Mühendisliği ve Müzik Prodüksiyonu eğitimi aldım. Sonrasında arkadaşım Cem Serter ile Gecko Chamber’ı kurduk. Beklediğimizin üstünde basari elde edince bir anda kendimizi işin içinde bulduk. Bu beklenmedik başarının bana açtığı bir çok kapıdan en özeli sanırım 2013’te Rock’n Coke’ta sahne almaktı. İstanbul’a geri taşındığımdan beri solo olarak prodüksiyon ve performans yapıyorum; ama Gecko Chamber da hala devam ediyor aslında. Bu senenin başında Alman Varied Records’a dahil olmamla beraber solo projemin gidişatı hız kazandı. Şubat ayından beri de Selen Gülün‘le bir proje başlattık ve iki konser verdik şu ana kadar İstanbul’da. Haziran ayında ilk iki şarkımızı kaydedeceğiz.

2)  Bir çoğumuzun kulaklığında ilk çalan şarkı elektronik müzik değildi. Seni elektronik müzik ile kesiştiren şey neydi?

Çocukluğumdan beri müzik çalan biriydim. Önceleri hayatımda klasik müzik on plandaydı piyano çaldığım için ama ergenliğe adım atmamla beraber Rock ve Metal müziğe ilgi duymaya ve gitar çalmaya başladım. Üniversite yıllarımda synthesizerlarla oynamaya, kendi çapımda bir şeyler kaydetmeye başladım. Sanırım o noktadan sonra yavaş yavaş elektronik müzik benim için diğer müzik tarzlarının önüne geçmeye ve hayatımda ciddi bir yer edinmeye başladı.

3) Ülkemizde çok fazla olmasa da, bir kesim dinleyici olarak kalıp başka kesim ise DJ’lik ve hatta sonraki adım olan prodüktörlük kısmına geçiş yapıyor. Seni kendi müziğini üretme konusunda tetikleyen etmenler nelerdi

Ben tam tersinden başladım bu ise. Önceleri amacım sadece müzik yapmaktı. Yaptığım seyleri insan önünde çalabilme noktasına geldiğimde ise Gecko Chamber olarak canlı elektronik müzik çalmaya başladık. Sonrasında artan talepler ve canlı setimizin 2-3 saatlik kulüp zaman dilimlerini doldurmaması nedeniyle DJ olarak performans yapmaya devam ettik.

4) Bana göre prodüktörlerin diskografileri onların birer ses günlüğü gibi. Bütün şarkılarını dinlediğimde ilk dikkatimi çeken ortak nokta şarkılarındaki bas yoğunluğu ve araları dolduran minimal sesler. Sen kendi müziğini nasıl yorumluyorsun?

Bence Claude Debussy’nin de söylediği gibi müzik seslerin arasındaki boşluklardır. Bu felsefeden yola çıkarak müziğimde sesler kadar sessizliğin de bir şeyler anlatması için uğraşıyorum. Sanırım müziğimi tanımlayacak olsam Dub Techno ile Deep House’un kesiştiği noktadaki psychedelic ses oyunları derdim.

5) Özellikle son bir yılda farklı label’lardan bir çok yayın paylaşmışsın. Bu zamana kadar hangi label’lar ile çalıştın?

Solo kariyerimdeki ilk yayınladığım şarkı Low Brow Music üzerindendi. Daha sonra Mainakustik, Houseworx ve Look Ahead Records’dan şarkılar yayınlandı. Ocak 2014 itibariyle Alman Varied Records’a katıldım ve alt markası olan Reduced’tan bir EP yayınladım. Şu anda ağırlıklı olarak Varied/Reduced’la çalışıyorum. Önümüzdeki aylarda çıkacak yeni şarkılar ve projeler var. Onun haricinde Hannover’li plak şirketi Yippiee’den de bir EP çıkacak önümüzdeki aylarda.

6) Bu denli sık üretim yapan bir müzisyenin beslendiği bir kaynak ve ya ilham aldığı bir şeyler vardır. Nedir seni besleyen? İstanbul onlardan biri mi?

Aslında sesin ta kendisi bana en çok ilham veren şey. Ses gibi soyut sanılan ama aslında bir kaya kadar somut olan bir şeyin insanlar üzerinde illüzyona neden olan etkileri… Tabii ki her sanat yapan insan gibi yaşadığım ortam ve çevremin işlerim üzerindeki etkisi büyük. Yetişkin hayatımın yarıdan fazlasını geçirdiğim Londra da müziğimi oldukça etkilemiştir. Bunun haricinde gidip gördüğüm yeni yerler de öyle. Ama mekan ve nesnelerden çok benim için itici güç ruh hali ve duygu diyebilirim.

7) Çok fazla uzaklaşmadan, 3 yıl sonra Çoşkun Akmeriç kendini nasıl konumlandırmak istriyor elektronik müzik sahnesinde?

3 yıl sonra 30 yaşımda olacağım için bu sorunun cevabını kafamda toparlamaya çalışırken fark ettim ki düşüncelerim çok ciddileşti. O yüzden bu soruyu pas geçiyorum.

8) Türkiye’de performans sergileyen biri olarak elektronik müzik sahnemiz hakkında ne düşünüyorsun?

Çok fazla DJ var. Butik olarak nezih ve başarılı bulduğum işler var. Elektronik müzik aslında diğer tüm tarzlar gibi sadece bir müzik değil aynı zamanda bir kültürdür. Müzik güzel olsa da, bu kültürün ülkemizde henüz tam oturmadığını ama hızla geliştiğini düşünüyorum.

9) Son olarak yakın zamanda seni nerelerde dinleyebiliriz?

İstanbul’da Rave Mag’in 13 Mayıs’taki partisinde ve sonrasında 21 Haziran’da Minipax Festival’de. Ama her Pazartesi 23:00 – 00:00 arası Radyo Babylon’daki programımı dinleyebilirsiniz. Onun dışında şöyle ilginç bir proje var; 19. İstanbul Tiyatro Festivali’nde Mekan Artı’nın sergileyeceği “Kalem” adlı oyunun müziğini yapıyorum. Oyunun ilk temsili 3 Haziran’da Salon İKSV’de oynanacak.