Sinemanın çirkin kralı Yılmaz Güney ise müziğin de çirkin ama bir o kadar da karizmatik kralı şüphesiz Miles Kane’dir. İngiliz analar böyle müzisyen doğurmayı nereden öğrendi tarzında isyanımın çıkış noktası olmuştur kendisi. 2008 yılında grubu The Rascals ile hayatımıza ufaktan girip bir kıps yaptıktan sonra ardından kankaların en hası Alex Turner ile oluşturduğu The Last Shadow Puppets projesi ile 60’lı yılları ufaktan ayağımıza getirdi.

‘Rascalize’ albümü ile iyi bir giriş yapsa da maalesef uzun ömürlü olamadı The Rascals. Grubun bu kötü gidişine rağmen Miles Kane aradan sıyrılmayı başardı. Her ne kadar başarılı bir müzik adamı olsa da yoluna devam etmesinin en büyük etkenlerinden biri de Alex Turner idi. The Last Shadow  Puppets projesi çok olumlu yorumlar alan geleceği parlak bir çalışma olmuştu,hatta Alex’in maymunlardan ayrılıp yoluna Miles Kane ile devam edeceği bile konuşulmaya başlanmıştı.

The Last Shadows  Puppets projesi artık ömrünü tamamladıktan sonra Miles Kane’in akıbeti konuşulmaya başlandı. Bazı eleştirmenler solo olarak da iyi yerlere gelebileceğini bazı eleştirmenler de Alex Turner’sız çok da başarılı olamayacağı kanısındaydı.

Adamımız 2011’in Mart ayında ilk solo albümü ‘Colour of the Trap’ı çıkardı. Sanılanın aksine Miles Kane bu albümde çoğu kişinin de ağzının payını vermiş oldu. Sahip olduğu tınılar ile tam bir britrock albümü yaparak Beatles’in yılmaz ve dimdik temsilcisi olmaya aday oldu. ‘Colour of the Trap’ ardı ardına birbirinden çok hit’ler çıkarmayı başarmıştı. Albümdeki şarkıların neredeyse yarısının sözleri Alex Turner’a a aitti ve ensesi kalın Noel Gallagher’ın da çokça desteğini alan bir albümdü. Bu albüm sürecinde çirkin kralımız Arctic Monkeys ve Kasabian gibi gruplarla turnelere çıkıp fors atmasını da bildi!

Aradan 2 yıl geçti ve Miles Kane ikinci solo albümü ‘Don’t Forget Who You Are’ı geçtiğimiz günlerde çıkardı. Bir önceki albümde olduğu gibi bu albümde de Noel Gallagher desteği kendini belli ediyordu, bu da az çok nasıl bir albüm olacağı konusunda bize ipuçları vermiş oldu. İlk single olan ‘Give Up’ı, Şubat ayında EP formatındayken dinleme fırsatı bulmuş ve albüm hakkında az çok bir öngörüye sahip olmuştuk.


İlk izlenim olarak albüme bakıldığında Miles Kane’in o Beatles ekmeğini yeme durumundan sıyrıldığını ve indie’den uzaklaşarak daha çok rock’n roll sound’larına yaklaştığını görmek mümkün. Kane’nin müziğine bakıldığında da daha eller havaya, bol daha dans ettirmeli şarkılar görüyoruz. Aynı zamanda bu hareketli sound’a sertleştirdiği gitar riff’leri de çok yakışmış demekten kendimizi alamıyoruz.

Taking Over, Don’t Forget Who You Are ve Tonight gibi parçalar albümde enerjisi yüksek bol dans ettirecek cinsten. Tamamen enerjisi patlama seviyesinde, hırçın bir albüm, zaman zaman glam ve art rock harmanlanmasıyla ortaya çıkan öncü olacak cinsten parçalar da mevcut.

Ayrıca bu albümde dikkat çeken diğer bir özellik de Miles Kane’in fazlasıyla mod akımından ve 60’ların small faces  tarzından  etkilenmiş olması. Tabi albümde yer  alan  Paul Weller’ın  da bunda büyük rol oynadığı aşikar. Bu da tam bir rock’n roll albümü dinleyeceğimizin göstergesi,başta da söyledik Miles Kane rock’n roll’un yılmaz savunucusu olmaya geliyor.

Müzik kariyerine adım attığı günden beri Beatles’ın zamani temsilcisi olarak nitelendirilse de ilk albümdeki o Beatles ekmeğini yeme durumundan sıyrılmış ve kendini rock’n roll’a adamış bir adam olarak karşımıza çıkıyor Miles Kane. ‘Came Closer’ın aksine daha enerjisi ve çıtası yüksek bir albüm yapmanın haklı gururunu yaşadığına eminiz. ‘Don’t Forget Who You Are’ her ne kadar kaliteli bir rock’n roll albümü de olsa zaman zaman şarkıların tek düze bir hal aldığını fark etmemek imkansız bu da albümün en büyük eksiklerinden biri haline geliyor.