Belle and Sebastian dendiğinde akan sular durur desem çok da abartmış sayılmam. Kişisel müzik zevkimin gelişmeye başladığı yıllar aslında biraz da ne bulursam dinlediğim yıllardı. Sürekli bir arayış içinde olduğumdan kimi zaman pek duyulmamış grupların peşinden gidiyordum; kimi zaman da bir janra takılıp kalıp aylarca aynı türü dinliyordum. Sonra bir gün adını hiç duymadığım ama belli ki herkesin çok iyi bildiği bir gruptan “The Boy with the Arab Strap” isminde bir şarkı dinledim ve indie denen dünyaya adım atmış oldum. O zamandan bu yana da Belle and Sebastian albümlerini dinlemek vazgeçilmez oldu.

2010’da çıkardıkları “Belle and Sebastian Write About Love” albümünden sonra yeni haberlerini beklediğimiz grup iki hafta önce yepyeni bir albümle geri döndü. The Third Eye Centre yeni bir albüm ama aslında bir derleme yani B-side veya rarity dedikleri türden bir albüm. Ama yepyeni ibaresini özellikle kullanmak istedim. Belle and Sebastian diskografisini yakından takip edenler onlardan gelen bu tarz bir albümün herhangi bir derlemeye benzemeyeceğini tahmin ediyorlardır. Açıkçası takip ettiğim grupların ve müzisyenlerin B-side albümlerine temkinli yaklaşırım. Bu konsepti çok sevsem de B-side albümler kimi zaman çok da tatmin edici olmayabiliyor. Söz konusu Belle and Sebastian olunca içim rahat neyse ki. 2005 yılındaki “Push Barman To Open Old Wounds” ile iyi bir derleme albüm nasıl yapılıyor görmüştük.

‘The Third Eye Centre’ ilk dinleyişte çok farklı, beklenmedik ama bir yandan da “İşte bu yüzden Belle and Sebastian’dan vazgeçmek mümkün değil” dedirten bir albüm olmuş. Açılış parçası nasıl bir albümle karşılaşacağımızın sinyallerini veriyor. Avustralyalı elektronik grubu The Avalanches eli değmiş bir I’m A Cuckoo remix’i karşılıyor bizi açılışta. Afrika ezgileri yarattıkları perküsyonlar ile bezenmiş bu düzenleme o kadar güzel ki ilk dinleyişte üst üste birkaç defa dinlemeden ikinci parçaya geçemedim. Bunun dışında iki remix daha bulunan albümdeki parçalar ayrı ayrı ışıldıyor. Şarkıların bazısı iyi bildiğimiz şarkılar; bazısı ise gözden kaçırdığımız ama altın değerinde olan şarkılar.

Suicide Girl, Passion Fruit, Blue Eyes of a Millionaire, Desperation Made A Fool of Me ve Stop, Look and Listen ilk dinleyişte çarpan şarkılardan oldu. Albümün çoğunluğunun seçildiği single’lara bakılınca 2004 çıkışlı I’m A Cuckoo single’ı dikkat çekiyor. Single’lar bazen çok da detaya inilmeyen çalışmalar oluyor dinleyiciler tarafından. Bu albümle bir kez daha görmüş oluyoruz ki o single’lar bazen tahmin edemeyeceğimiz güzellikte cevherler taşıyor olabilirler.

Albümdeki parçalar arasındaki geçişler yer yer keskinleşebiliyor. Bu albümde  perküsyon da var, elektronik altyapılar da var, kendini iyi belli eden gitarlar da. Ama bu farklılık çok güzel bir bütünlük oluşturmuş aslında. Bir albümün baştan sona kadar dikkatinizi dağıtmadan kendini dinletebilmesi her zaman karşılaşabileceğiniz bir durum değildir. Bir B-side albümün bunu başarabilmesi ise daha da az görülen bir şeydir. ‘The Third Eye Centre’ bunu çok iyi bir şekilde başaran bir albüm olmuş. Belle and Sebastian gibi istikrarlı ama aynı zamanda yeniliğe açık bir gruptan gelen bu albüm dinler dinlemez grubun dinleyicilerinde kesinlikle özel bir yere sahip olacak buna eminim.