K

onu Komşu Ne Der”de sıradaki konuğumuz; radyocu, tasarımcı, çevirmen ve gezgin Artemis Günebakanlı.

Artemis Günebakanlı, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema-TV Modülü mezunu. 2006’dan beri blog yazıyor. 2011’de Turkcell Blog Ödülleri Kültür Sanat Blogları Birincisi seçilen Manyetik Bant, 2013’te Radyo Boğaziçi Müzik Ödülleri En İyi Müzik Blogu ödülünün sahibi oldu. Blogla aynı adı taşıyan radyo programını her salı 23.00’te 96.2 Radyo Eksen‘de dinleyebilirsiniz.

Artemis’i Tanıyalım

Sizi radyocu, tasarımcı, çevirmen ve gezgin olarak biliyoruz. Peki siz kendinizi ne olarak görüyorsunuz?

Buna verecek net bir cevabım yok. Herkese farklı bir şey söylüyorum. Kimisine radyocuyum diyorum, kimisine blogger, kimisine de fotoğrafçı. Bilmiyorum açıkçası. İletişim mezunuyum. İletişimci miyim? Tanım koyamıyorum.

Artemis_Günebakanlı

Eskiden insan tek bir işle uğraşırdı, son dönemlerde ise sizler gibi birden çok işle uğraşan insanların sayısı arttı. Bir çok işle uğraşmanın artıları ve eksileri nelerdir?

Düzen bakımından kaotik bir hayat. Düzenli bir hayat istiyorsan; belli bir saatte işe gitmek, belli satte eve dönmek, hatfan önceden planlı olsun istiyorsan benim yaşadığım hayat hiç kolay değil. Her şey ani gelişiyor, sabah kalkınca neyle uğraşacağını önceden bilemiyorsun. Bu da plan program seven insanlara göre değil. Ayrıca bir çok şeyin peşinden koşturmak zorunda kalmak, her şeyi kendin halletmek, disiplinli olmayı gerektiriyor. Fiziksel ve zihinsel olarak yorucu fakat bir yandan da çok keyifli bir yaşam tarzı.

Bunlara ek olarak ne işi yaptığını anlatmak zor oluyor. Sabit bir işte çalışmadığın için ay sonunda yatan bir paran olmuyor. Her şeyi ince ince hesaplayıp yaşaman gerekiyor. Her şey sana bağlı. Yük gibi gelebilir, her şeyi sen üstleniyorsun sonuçta, bu sorumluluk bazılarına yorucu gelebilir.

İplerin senin elinde olması ise kendini çok iyi ve güçlü hissetmene neden oluyor. Ayrıca bir şey yaparken sıkılırsan diğer tarafa kaçabiliyorsun. Sonuçta uğraşabileceğin bir çok kulvarın var. Birinde üretken hissetmezsen diğer kanaldan devam edebiliyorsun. Bu da insanı özgür kılıyor. Son olarak da özdisiplin sağlıyor. Her şeyin sana bağlı olması üzerinde bir baskı oluşturuyor bu nedenle de disiplin sağlamak zorunda oluyorsun. Bir çok insana göre daha işlevsel oluyorsun.

2006’da blog yazılarınız ile piyasaya adım attınız. Peki bu olayın başlangıcı nasıl gelişti?

2005’te Ekşi Sözlük‘e minik entryler yazıyordum. Kendi aramızda konuşucağımıza bir yerlere yazayım diye düşünüyordum. 2006’da ise arkadaşım (Müge Yıldız) ile dinlediklerimizi kendi sitemizde yazmak istedik. O dönem Reset! Magazin, Limbo Pillow gibi bir çok türkçe müzik blogları başlamıştı, biz de onların arasına atladık. Süveter’di adımız. Yazıları Ekşi Sözlük ve last.fm’de paylaşıyorduk. Diğer bloglardan da çoğunlukla bu kanallar vasıtasıyla haberdar oluyorduk. Hedef koymadan yazdık. Manyetik Bant da aynı şekilde gelişti. Manyetik bant, üniversitenin son senesinde Erasmusa gittiğimde başladı. Kişisel bir şeydi. Geri dönünce tez bunalımı, “mezun olunca ne yapıcam!” bunalımı içerisindeydim. Haftada 1 kere dışarı çıkıyordum, evde oturup Manyetik Bant‘a yoğunluk verdim. Bunalımdan üretkenlik oldu. Sıkılıp sıkılıp yazıyordum. Sonra buralara geldik.

Blog’u ziyaret etmek isteyenleri şuraya alalım.

Çok yoğun ve kaotik bir hayatınız var. Bu tempoya ayak uydurmak için nasıl bir taktik geliştirdiniz?

Belli bir taktiğim yok aslında. Özdisiplin sağladım, sağlamak zorundasın zaten. Saat çaldı mı kalkacaksın, yapmak zorundasın. Kimse sana yardım etmiyor sonuçta, her şey senin elinde. İşlerimi aynı anda yürütmeye çalışıyorum. Mükü (Artemis’in Tasarım Atölyesi) fiziksel yorgunluk yapıyor, sürekli zamanla yarışıyorum. Atölyede çeşitli işlerle ilgilenirken kulağımda hep müzik var. Bir yandan çalışıyorum bir yandan not alıyorum parçalarla ilgili.  Bir şey yazmak için ihtiyaç duyduğum ilham, masada otururken gelmiyor aslında. Dışarıdayken gördüklerim, deneyimlediklerim kafamda bazı ışıklar yakıyor. Sokakta olmak elzem bir şey benim için. Hareket halindeyken üretiyorum. Mesela malzeme almak için Kapalıçarşı’ya giderken her zaman aklıma geliyor bir şeyler. Böylece dengemi kurmuş oluyorum. Mükü için hareket halindeyken, yazacaklarımın projesini kafamda kuruyorum.

 Mükü’ye göz atmak isteyenler buradan devam edebilir.

 

Artemis_Günebakanlı

Şuanki hayatınız küçüklüğünüzden beri hayalini kurduğunuz hayat mı yoksa yıllar sizi hiç beklemediğiniz bir yere mi sürükledi?

Küçükken neyin hayalini kuruyordum hatırlamıyorum, hiç bir fikrim yok açıkçası. Büyüyünce ne olacaksın? gibi sorular da hatırlamıyorum. Fakat hayatımda tutarlı olan bazı şeyleri görüyorum. Ortaokulda geceleri sürekli radyo dinlerdim, o yaşta dinlediğim insanlarla çalıştım. Çocukluk odamın duvarına posterini astığım sanatçıların fotoğrafını çektim. Yaparken fark etmiyorsun ama düşününce “15 sene önce dinliyordum bu insanları, şimdi beraber çalışıyoruz ya!” diyorum kendime. Küçükken hedef koymamıştım, ama her şey bir şekilde rayına oturdu.

Not Defterinizi son bir kez kullanmak zorunda kalsanız, alacağınız not ne olurdu?

Defterimi hafızamı rahatlatmak için kullanıyorum. Yoksa her şeyi unuturdum. Defterim o kadar karışık ki, bir yandan şarkılar var bir yandan “kırmızı kumaş al” “kumaşçı kaçta geliyor?” gibi notlar. Hafızam gibi olduğu için uzun süre aklımda kalmasını istediğim bir şeyi yazardım. İşle ilgili bir şey olmaz kesinlikle.

Bir iki eşya alıp bir yere kaçtınız diyelim. Bu kaçışın sebebi büyük olasılıkla ne olurdu? Veya İstanbul’dan kaçış olur mu?

Istanbul’dan ne kadar şikayet edilse de burası benim evim. Bulunduğum mahalleyi seviyorum. Ben şikayet etmeyi sevmiyorum, çözüm üretmiyor. Bu nedenle de kaçmam ama keşfe çıkarım. Keşif için başka yerlere gitmeyi severim, oradayken gündemle alakasız olmak olurdu sebebim.

Bir grup keşfedip tüketene kadar dinleyenlerden misiniz yoksa sürekli yeni şeyler dinleyenlerden mi?

Sevdiğim bir şey yakalarsam tüketirim. Bazen bir şarkıya takılıyorum, 20 kere dinliyorum sonra çöp oluyor. Ergenliğimden beri hiç sıkılmadan dinlediğim gruplar da var tabii. Yeni şeylerin peşinde de koşuyorum. Sonuçta her hafta Manyetik Bant için bir playlist hazırlamam gerekiyor.

Radyoculuk & Müzik

Piyasadan bir müzik türünü kaldırma hakkınız olsaydı, hangisini kaldırırdınız?

Kaldırmazdım ya. Sevmediğim türler var ama kaldırmazdım.

Ben müzik konusunda biraz bencilimdir, sevdiğim parçaları sahiplenir ve kendime göre “yanlış kişiler” diye belirlediğim insanlar duymasın diye paylaşmayı sevmem. Sizin böyle bir huyunuz var mıdır?

Radyocu olduğum için hayatta öyle bir şey yapmam. Fakat albümün single’ını çalmaktansa bilinmedik bir parçasını çalarım. Seviyorum paylaşmayı.

Herkesin hayatında özel bir anla bağdaşlaştırdığı bir parça vardır, sizin için bu hangi parçadır?

Müzik koku gibidir. Bir an ile birleşir. Hatıralar müzikle beraber olunca muhteşem oluyor. Benim için Nirvana – Smells Like Teen Spirit bu özellikte bir parça. İlk dinlediğim anı çok net hatırlıyorum, hemen albümü aldım ve sonrasında her şey tepetaklak oldu. Aslında birden fazla özel şarkı var ama en önemlisi bu.

Radyoculuğun en sevdiğiniz ve en sevmediğiniz özellikleri nedir?

En sevdiğim yanı beni heyecanlandıran müzikleri başkalarıyla, hiç tanımadığım insanlarla paylaşmak. Aynı heyecanı paylaşabilmek radyoculuğun en güzel duygusudur bana göre. 

Sevmediğim bir yanı yok aslında.

Türkiye son dönemde önemli sanatçılara ev sahipliği yaptı, bilinçli müzik tüketicisini arttırdı. Peki bu gelişimi devam ettirmek için örnek almamız gereken bir toplum var mıdır yoksa kendi yolumuzdan devam mı edelim?

Her ülkenin kendine ait bir dinleyeni, bir sahnesi var. Başka bir ülkenin olayını alıp başarısız olabilirsin. O yüzden kendi toplumuna göre devam etmelisin. Fakat ne yaparsak yapalım, hiç bir zaman bir İngiltere veya Fransa olacağımızı düşünmüyorum.

Deneysel müzik alanında daha çok isim izleyebilmek güzel olabilir ama.

Son dönemlerde Türkiye çıkışlı sanatçılardan dikkatinizi çeken var mı?

In Hoodies. Palmiyeler. The Ringo Jets. Tsu! Ah!Kosmos. Farazi v Kayra. Ağaçkakan.

Sürekli dinlediğim, öve öve bitiremediğim gruplar bunlar.

20 saniyede bize Yılın En İyileri adlı bir playlist oluştursanız kimleri görürdük listemizde?

Kurt Vile.

Protomartyr.

Wolf Alice.

Tek Kelimelik

Galata – Ev.

Sonic – Evladım. Çocuğum.

Brighton – Nick Cave.

Mükü – Ellerimle büyüttüğüm, solarken dirilttiğim.

Beat Edebiyatı – Bütün arkadaşlarımın takıntısı.

Tatmin – Yaptığın her şeyin amacı.

Favori – Wolverine.

2015 – Eski.

2016 – Başlangıç.

Rave Mag – Daim olsun.