Bu yazın ne kadar guilty pleasure free geçmekte olduğunun farkında mısınız?

Yani kendinizi “so call me maybeeee?” ya da if I was your boyfriend I’d never let you go” diye mırıldanırken yakalayıp dilinizi kanayana kadar ısırmak istediğiniz anları 2012 yazıyla kıyaslarsanız neyi kastettiğim daha iyi oturacak.

Fakat biz istemeyiz ki okuyucumuz kulak – beyin – ağız trio’sunda ipleri bu kadar koyverebilmiş olsun. Neyi söylüyor olabiliceğinize dikkat etmenizi gerektirmeyecek kadar aklıselim şeyler dinliyor olmak insanı hamlatır çocuklar; her an tetikte olanla seçici mırıldanıcılık kapasiteniz aynı olmaz sonra.

O yüzden buyrun bakalım size günün guilty trip’i;

Bu ince düşüncemizi karşılıksız bırakmaz, dönüşte bize de 2-3 flapper kapar getirirsiniz artık.