Merhabalar sevgili Rave Mag takipçileri ben Nezih Vargeloğlu öncelikle hepinize “hoş bulduk” demek istiyorum. Bu taptaze ve dipdiri oluşumun içerisine katılmanın haklı gururunu da sizlerle paylaşmayı kendime bir borç bilirim. Umarım yazılarım ve playlistlerim ile birlikte bir anlık da olsa keyifli veya keyifsiz extra-ordinary hissiyatlar içerisine girersiniz.

Sitedeki ilk inceleme yazım Lorn üzerine olacak. Burada parantez açıp belirtmeliyim ki buna mecburdum çünkü albüm edinme ve dinleme arasındaki haksız uçurumdan ötürü maalesef yeni albüm veya sanatçıya verilebilecek sindirim zamanı çok çok az olmakta bu da bir çok başarılı emeğin kaçmasına sebep olmaktadır. Lorn’un Ask The Dust albümü üzerindeki ısrarım ise tüm bu kısıtlığa rağmen albümü aynı tazelikte 6 aydır dinlemiş ve hala dinliyor olmamdır. Lorn yani asıl adı Marcos Ortega, Brainfeeder records imzalı 2010 çıkışlı Nothing Else albümününden 2 sene sonra -şahsen bu labeldan babam çıksa dinlerim dediğim, İngiliz menşeili Ninja Tune üzerinden Ask The Dust albümünü geçtiğimiz Haziran ayı ortasında piyasaya sürdü. Prodüksiyonlarına ABD Wisconsin Eyaletinin en büyük şehri olan Milwaukee’de devam eden sanatçının öncelikle zengin bir hiphop altyapısının olduğunu akılda tutmamız gerekir. Bunun üzerine anti popülist bir dubstep anlayışı yoğun sanayii atmosferi ve edebi nitelikteki kompozisyon yeteneği ile Mr. Ortega’nın Mary Anne Hobbs ve Amon Tobin gibi üstadların dikkatini çekmediğini düşünemiyoruz. Şahsen kendini avangard olarak tanımladığım sanatçımız kategorizasyonda tür olarak hiphop, glitch, idm, dubstep hatta last fm e bakarsanız Black Metal! taglari altında bulunduğunu görürsünüz. Saydığım bütün taglemelere hak veriyorum. Şöyle ki yarattığı atmosferin saf ve katı kötümserliği prodüksiyonlarının hemen hemen hepsinde bulunmakta.

“Kara büyü ve kanibalizmin tüm gerçek güzelliği!? Yeni yamyamlar akımının medar-ı iftiharı, LORN sizlerle! -Alkışlıyoruz”

Ask The Dust albümü, Amerikalı yazar John Fante’nin 1939’da çıkardığı ve Charles Bukowski’nin öve öve bitiremediği aynı isimli romanına ithafen adlandırılmış. Albüm bir öncekine göre daha komplex bir halde karşımıza çıkıyor. Öncelikle albümü dinlerken tavsiye edeceğim konu müzikal kompozisyonları kafanızdan atın ve her bir parçayı birer senaryo gibi düşünün ardından 1. Track olan “Mercy” ile romanınıza başlayın ve bütün kitabı tek nefeste bitirin. Parçaların teknik açıdan yapımı çok zor gözükmese de ve sample tabanlı olsalar dahi aynı sampleların kullanımı ve tekrarı bu hissiyatı veremeyecektir. Lorn’un başarısı sampleları kendilerinden uzaklaştırmak ve bu örnekleri (fiziki frekansları ile birlikte) birer enstrümana çevirmekte yatıyor. Bunun neticesinde ise basit bir sample diziliminin aksine tam teşekküllü bir senfoniyi kulaklarımıza sunuyor. Ayrıca kullanılan vokallerin tonları ve komposizyonlardaki yerleri çok başarılı. Bizlere şarkıyı söylemiyorlar adeta öğüt verircesine konuşuyorlar, özellikle The Well’de duyulan “insan korosu” nu dinlemeniz öncelikli tavsiyemdir. Lorn’un vokalinin yanı sıra Raoul Sinier ve Tim Exile’ın da vokalleri bulunmakta. Albüm Tracklist’i ise şu şekilde: 1-Mercy, 2-Ghosst, 3-Weigh Me Down, 4- This, 5- Diamond, 6- Everything Is Violence, 7- The Well, 8- The Gun, 9- Dead Dogs, 10- Chhurch, 11- I Better,12- Ghos st(s)… Maalesef sizlere bunların arasından hit olan parçaları seçemiyorum çünkü albümü sırası ile dinlenmesi ve başından sonuna bitirilmesi gerekliliğine inanıyorum.
“ha ha ha haaaa haha”

Özete geçecek olursak “Ask The Dust” son birkaç yılın kanibalist akımına en net müzikal karşılık olabilir. Gelecek müzik türleri adına ise önemli bir kilometre taşı olacağı kanaatindeyim. Müzikal ifadesinin ise müzikle sınırlı olacağını kesinlikle red eder, diğer sanat kolları ve felsefeye ilhamını-yandaşlığını beyan ederim.

“Saygılarımla –ineedarepair”