Albüm Puanı: 2.5 / 5

Hemen dinle/anında dinle/HD dinle/indirmeden dinle/tıkla dinle’lik şarkıları:

1-) Sugar

2-) Sugar

3-) Sugar

Ağırlıklı dinlenen tarz ne olursa olsun Itunes’lara bir yerinden girmiş gruplar vardır; misal Muse, misal Coldplay, misal Editors… Herkesin arkadaşı olup kimsenin en sevdiği arkadaşı olmayan, “insanlarla iyi geçinirim ben ya =))”cı kız ekolünden gruplar…

Tarzlarının kemiğini sabit tutarak kalan ıdısıyla bıdısıyla en rahat oynayabilen gruplar da ağırlıklı olarak bu modellerden çıkar, çünkü nereye kaysalar orada yanlayabilecekleri kitleleri genelde hazırdır.

Eskinin 4, bugünün 5 yağız Britanya delikanlısının yeteneklerini ve aksanlarını gönüllerince sergileyebilme amacıyla bir araya gelmelerinin çocuğu Editors de 2009’a kadar babalığını yaptığı 3 stüdyo albümünde post-punk’tan synthpop’a, dark wave’den anthem rock’a kadar iş atmadığı genre bırakmamıştı.

EditorsIndie’nin büyüyünce ne olmak istediğine hala karar verememiş çocuğunun son numarasını hazırlamasıysa 4 sene sürdü ve 4. stüdyo albümü The Weight of Your Love, anca geçtiğimiz harizanın sonunda karşımıza çıktı.

Editors’ın mood swing’lerinin onları bu kez hangi genre kıyılarına vurdurmuş olduğu, lead guitarist Chris Urbanowicz’in gruptan ayrılışının müziklerine etkileri, önceki 4 senede 3 albüm çıkarmış bir grubun sonraki 4 sene içinde tamamen sessiz kalmasının nedeni ve sonucun buna değip değmeyeceği hep birer merak konusuydu.

Ortada merak unsuru olmuş bu kadar konu varken Editors ise tutup önceden aklımıza bile gelmeyen bir soruyu cevaplamış, hatta bu cevabı albüm geneline yaymış: Yuvasını o genre senin bu genre benim topladığı ballardan kuran Editors’ın nihayetinde ‘kendisinin’ diyebileceğimiz bir sound’u var mıydı? Cevap: var-mış-tı. İnsanoğlunun her şeyin kıymetini kaybedince anlaması gibi, Editors’ın da aslında özgüne çalabilme potansiyeline yakın sayılabilecek bir sound’u olduğunu o umut zerreciğinin de kaybolmuş olduğu bu albümle birlikte artık kabul edebiliriz.

800px-Editors_mg_5612Albümün problemi ne derseniz, albümün problemi enerji deriz. [Ayşe Özyılmazel alıntısıyla devam etmeyi düşündüm, ama o kadar acımasız bir yaklaşımı da hak etmiyorlar.] Chris Urbanowicz’in yerini iki yeni gitaristle dolduran editörler takımı, enstrümanlarda yeni kazanmış oldukları bu avantajla işleri biraz stadium-size’a taşımak istemiş. Yapımcı olarak Jacquire King’le [Kings of Leon’a yaptırdığı Use Somebody sayesinde gruba stadium band’lik, kendisine de Grammy kazandırmış olmasıyla hatırlayabilirsiniz] anlaşılmış olması da bunun göstergesi. Fakat olmuş mu? Olmamış tabii ki. Enerjik bir depresyon albümü yapmayı düşünmek zaten teoride bile oturmazken pratiğine girişmek yakışık almış mı, fırsat bulsak da kendileriyle bunu bir tartışabilsek keşke önce.

Neticede elimizde kalan kafası karışık, ve biz ayıp olmasın diye karanlık diyelim ama siz satır aralarını okuyup anlayın ki sıkıcı bir albüm olmuş.

Albümün açılış şarkısı olan The Weight, kötü desen değil, iyi desen değil, tam bir vasat indie şarkısı olarak insan 4 senenin ardından böyle mi karşılanır?! sitemi ettiriyor; bu sıradanlığını utanmadan bir de kliplendiriyor. Merak edecek olursanız şurada, atlaya atlaya devam ederseniz ne dinlediğinizden ne izlediğinizden bir şey kaçırmayacağınıza biz kefiliz;

Neyse ki [“neyse ki”, çünkü bunun da devamında karşılaşacak olduklarımızdan hala habersiziz şu aşamada] suratsız karşılamanın telafisi muazzam bir misafirperverlik hamlesiyle hemen geliyor, ve albümün 2. şarkısı Sugar giriyor. 80’lerin cayır cayır gitar riff’lerini parçalı Interpol, Depeche Mode, U2‘nun ilk dönemleri, REM ve hatta saniyelerle ölçülecek şekilde Björk [dinleyelim: Army of Me’nin giriş gitarları] bulutlarıyla kombinleyen şarkının bu aşurelik kıvamı bile etkileyeceğinden hiçbir şey götürmüyor. Tom Smith sözleri söylemiyor, hissediyor; müziği hissetmiyor, büyük bir stadyum konserinin ortasındaymışçasına yaşıyor ve ortaya Editors diskografisindeki en özel işlerden biri çıkıyor. 4 sene uğruna beklediğimiz şey tüm bir albüm değil, yalnızca bu şarkı olsaydı alır gerek başımızın, gerek Itunes playlistlerimizin üstüne koyardık; en azından ardından gelen hayal kırıklıklarıyla kendi değeri nörtlenmemiş olurdu.

Sırada lead single olmasından mütevellit diğer albümdaşlarından daha erken tanıştığımız A Ton of Love var. Sugar’ın U2’sunu sabit tutun, üzerine Coldplay’in her biri birbirine eş havalarından birini gömün, stadyum kalabalıklarından çıkan ateşte tutun; annenizi bile yormadan evde kendi A Ton of Love’ınıza sahip oldunuz. Aslında kendinizi yormanıza bile değmez; zira lüzumsuz bir şarkıyı yeniden yaratmak manasız bir eylem olur. Onun yerine halihazırda yapılmış, bir de kliplenmiş olanını şurada görebilirsiniz;

Şimdiden sıkıldınız mı?

Yeni başlıyoruz.

Arka arkaya yerleştirilerek adeta Editors davasına gönülden inanmış en kemik kitle haricindeki herkesi eleme görevi verilmiş olan What Is This Thing Called Love ve Honesty, aşılması zor engeller.

What Is This Thing Called Love, insanları falsetto mevzuundan ilelebet soğutmak amaçlı yerleştirilmiş sinsi bir silahsa saygı duyarız, kalan ihtimallerin tamamıysa rezalet. Bu arada bu şarkı X-Factor yarışmacılarından birine verilmesi amacıyla yazılmışmışımışşımış eskilerin Ian Curtis karşılaştırmalı şimdilerin nabiin güzel abim?’lisi frontman Tom Smith tarafından, ama ismi gizli tutulan yarışmacı elenince grup şarkıyı albüme almaya karar vermiş. İnsan bazen gerçekten yapmadıklarından değil yaptıklarından pişman olmalı.

Devamındaki Honesty de What Is This Thing bıdıbıdı’dan fazlası olmayan bir diğer tutunanamış girişim. Bizimki de iç ayol, şiş şiş nereye kadar. Geçiyoruz.

Altıncı şarkı Nothing’le alakalı güzel bir şey bulmak isterseniz içindeki [ama hani bayyyyaa içerisine sıkışmış haldeki] Clint Mansell’a sarılabilirsiniz. Ya da Tom Smith’in sesini Bruce Springsteen abisi gibi yapmak için harcadığı çabalara… Sonuç itibariyle ortaya Clint Mansell’ın kendisini ve The Boss’un ses etkisini taşımasına rağmen devasa sıkıcılığı başarabilmiş bir şarkı çıkmış. Bir kez daha yazık olmuş.

Akabinde gelen Formaldehyde ve Hyena, muhtemelen upbeat kontenjanını doldurmaları hedef ve niyetiyle oraya yerleştirilmişler. Bu seferki girişim olmuş mu? Hayır, yine olmamış.

Formaldehyde, albüm genelindeki o çok sıkı çokçok sıkı gerginliğin nispeten kalkar gibi olduğu tek şarkı, ama sıradanlığın bir adım ötesine geçmekten uzak.

Editors_2Hyena ise Arcade Fire albümüne girecekken ortak kullanılan stüdyodaki elemanların dikkatsizliği sonucu kendini Editors albümü altında etiketlenmiş olarak bulmuşçasına kendine, duruma, ortama yabancı; Kanada’ya geri dönmek için yalvarır halde.

Geride bıraktığımız 2 beyhude ya-aslında-oynağımsı-da-olabiliriz çabasının ardından albüm tamamen bitti-bende-bitti-enerji-bitti-gidiyom-ben yoluna giriyor.

Dokuzuncu sıradaki Two Hearted Spider, önceki herhangi bir Editors albümünde olsa 2.5’tan 3 yıldızı göremeyecek bir şarkıyken bu albümde sırf evvelden bildiğimiz Editors’ı yeniden görebilmiş olmanın yarattığı sevinç sayesinde dikkat çekiyor. O da anca bir iki dinlemelik yani. Çok hızlı eskiyecek, daha da hızlı şekilde darlayacak bir şarkı olmuş. Yani daha genel manada düşününce bu da olmamış.

Enerji yok acı yok ne var derseniz sırada onuncu şarkı The Phone Book var. Gelgelelim ki onda da bir numara yok. Kendine hayrı olmadığı gibi bir de Americana folky’lere özenerek onları da zan altında bırakıyor üstelik. Neyse, en azından öyle dinlenemez bir şarkı değil bu seferki. Albüm standartları üzerinden curve yapacak olursak sınıfı geçiririz, o da sırf bir daha bizden ders almasın da muhatap olmayalım diye.

Efendim bizdenizler azmettik sabrettik, size aynılarını çektirmedik, yeri geldi skip’lettik ve nihayet tracklist’in bonus track’ler hariç halinde final parçasına ulaştık. [Böyle bir albüm için bir de bonus track yazmamızı bekliyor olamazsınız?!] Bird of Prey, yani, ne bilelim, Bird of Prey gibi şarkı işte. Albümün dip noktası değil, Sugar’la görmüş olduğumuz ve Editors tarihinde tek kalacağından ciddi biçimde şüphelendiğimiz zirveye kardeş asla değil; anca vasat-to-kötü bir albümün vasat sonu. Albümün yarısında çıkmış değilseniz bu şarkının ilk çeyreğinde gönül rahatlığıyla çıkabilirsiniz mesela; o ilk çeyrek 4 çeyreğe yayılmış halde sürüyor zaten.

xxx

Bu arada 2011’de One Love sahnesinde izlemiş olduğumuz Editors’ı bu sene de Rock n Coke‘un ağırlayacak olduğunu burada duyurmuştuk.

Bu albümden Eylül’e kadar yaşamayı becerebilecek sadece Sugar çıkmış olsa da önceki albümlerden toplamda bir 7-8 şarkının yüzü suyu hürmetine izlerim diyenler 7 Eylül’de saat 17:30’dan sonra ana sahneye kitlenmeye hazır olsun. [Öncesinden gitmenize gerek yok, lineup’ta bir önlerindeki isim Manga.]