2

011’de kurulan Amerikalı topluluk The Neighbourhood, henüz ilk albümüyle ismini birden dünyaya duyurdu. Grubun “I Love You.” (2013) isimli bu albümleriyle yaratmış olduğu “karamsar ve atmosferik tarz”, Rolling Stone dergisinin deyimiyle grubun muadili diğer sanatçılardan en büyük farkı. Bu orijinalliği sağlayan ise 91’li vokal Jesse Rutherford’un kendine özgü sakin vokalleri, basit ama etkili şarkı sözleri ve müzikal altyapının sadeliği. Aslında kimilerine göre bu sadelik ve basitlik, renkli fotoğraf vermeyen grubun ilgi çekici imajıyla birleşince ortaya pazarlama harikası bir “Tumblr gençliği idolü” ortaya çıkıyor. Bu tamamen grubun müziğine önyargılı yaklaşmak ile alakalı. Alternatif rock, indie pop ve yer yer hip-hop sentezli bu müzik, yeni bir şeyler arayan her müziksevere hitap edecek bir türe sahip. Grubun başarılı ilk albümünde ve çıkardığı EP’lerde dinlemesi oldukça keyifli bu gece şarkıları, herkese tavsiye edilebilir: Her ne kadar özellikle ikinci single “Sweather Weather” grubun piyasadaki en büyük hiti olarak ön plana çıksa da “I Love You.” albümünün tamamı, baştan sona her bir parçası kesinlikle sevilmeye değer.

Grup ile ilgili önemli bir nokta ise üretilen parçaların, hatta istisnasız olarak hepsinin aslında Rutherford’un günlüklerinin bestelenmiş halleri gibi durması oluyor. Bu parçalar, şarkı sözlerinin bireyselliği ve duyguları açık ifadelerle doğrudan dinleyiciye aktarmasıyla bizleri grubun vokalinin özel hayatına 3-4 dakikalığına konuk ediyor: İlk albüm, Rutherford’un 17 yaşından beri birlikte olduğu, ismini de boynuna dövme yaptırdığı şarkıcı Anabel Englund ile olan ilişkisini ve “I Love You.” başlığıyla da haliyle ona olan bağlılığını anlatıyor. Ertesi yıl, 2014’te çıkarılan mixtape’lerinin “#Icanteven” isimli single’ında ise “Just got cheated on, no it’s not my day” ve “Shame on me, you fooled me twice” dizeleriyle ise Englund’ın kendisini ikinci kez aldattığını ve bu yüzden ilişkilerinin bittiğini ifade ediyor. Hatta bunlarla birlikte, grubun 2015’te Ekim sonunda piyasaya sürülen ikinci albümü “Wiped Out!”, başlığı ile Englund’un isminin (Rutherford, artık Devon Carlson isimli eski bir arkadaşıyla ilişkide olduğu için) artık silinip çıktığını ve bu süreçte de bir de babasını kaybeden Rutherford’un içinde bulunduğu ruh halini yansıtıyor. Fazla magazinsel gözükse de bu bilgiler, grubun yaptığı müziği net bir şekilde etkiliyor. Bu anlamda aslında The Neighbourhood’un bir grup yapısından çok solo projeyi andırdığı söylenebilir.

“Wiped Out!”, böylelikle ilk albüme göre daha konsept bir kayıt olarak karşımıza çıkıyor. Albümün açılışı, Rutherford’un babasına ithafen 30 saniyelik sessizlikle yapılırken sonraki parça “Prey” ile birlikte grup, ilk albümdeki sound’a benzer bir tarzla yol alıyor. Kelime oyunları (“I feel like prey, I feel like praying”) ve gitarlarıyla dikkat çeken şarkı, albümün öne çıkanlarından. Ardından gelen “Cry Baby” de akıp giden temposuyla albümün değerli parçalarından biri. “I know I’ll fall in love with you, baby. And that’s not what I wanna do” gibi dizelerle Rutherford, yeni ilişkisine başlamasındaki tereddütleri anlatıyor. Albüme adını veren “Wiped Out!”ta ise sadece ikinci bölümündeki karışık tempolu enstrümantal bölüm rahatsız ediyor. Parça, liseden kalma ilişkinin bitmesi ve babanın ölmesi ile birlikte bu yüzden albümün konseptini oluşturan “büyüme” evresiyle ilgili.

Ardından gelen parça albümün kapağı olan “The Beach” ise en başarılı işlerden biri olmuş. Özellikle nakaratın vuruculuğu dikkat çekerken, “I’ve been callin’ you “friend,” I might need to give it up” gibi birçok basit sözle ifade edildiği gibi bu şarkı da Rutherford’un eski dostu-yeni kız arkadaşı hakkında. Hatta “Single” parçasında, kızın babası bile (Dave Carlson) şarkı sözüne dahil olmuş (“I’m sorry Dave, I never meant to hurt your baby girl.”). Grubun kendine özgü bu söz yazarlığı devam ediyor. Bunun dışında, şarkıcının kendi babasının ardından kaleme aldıkları; “Daddy Issues” ve ilk single “R.I.P. 2 My Youth”, yine albümün konsepti olan olgunlaşma ile ilgili fena olmayan işler. Genel olarak bakıldığında ise, albümün ilk albümlerinin başarısının ve bütünlüğünün altında kaldığı çok açık. Grubun her şeyi, Jesse Rutherford’un özel hayatındaki olumsuzlukları günlük yazar gibi dinleyiciye aktarmasının bu defa başarılı olup olmadığı tartışılabilir. Belki de bu kadar olay sonrasında kabuğuna çekilip kendisine biraz zaman ayırması, grubun ileride daha eli yüzü düzgün parçalar çıkarmasını sağlayabilirdi. Her şeye rağmen “Wiped Out!”, belli parçalara zaman ayırmaya değer bir albüm.