Albüm Puanı: 10/10
Yayınlanma Tarihi: 09.09.2016
Plak Şirketi: Bad Seed Ltd.

“B

u yıl çıkan hiç bir albüm duygularınızla bu kadar oynamayacak” desek bile, yine de Nick Cave & the Bad Seeds’in yeni albümü Skeleton Tree’yi anlatmak için yeterli olmaz. Adeta Kafka romanı gibi akan bir albümden söz ediyoruz çünkü.

Grubun 16. albümü olan Skeleton Tree‘nin kayıtları 2014’ün son aylarında başlamıştı, ancak ertesi yılın Temmuz ayında Cave’in 15 yaşındaki oğlu Arthur’un uçurumdan düşerek hayatını kaybetmesinin ardından, şarkılar ve anlatılan hikayeler, bambaşka bir tona bürünmüş oldu. Ve hepimiz korkarak merak ettik, karanlık düşlerin, kasvetli dünyaların seslerini müziğe döken, kelimeleriyle binbir resim çizen Nick Cave’in ne yapacağını. O ise sessizliğini koruyup, kendini en iyi bildiği şeye, yani müziğe bıraktı. Albüm kayıtlarına devam etti, kayıt sürecine yönetmen Andrew Dominik liderliğinde bir film ekibini dahil ederek, bizlere “One More Time with Feeling” belgeselini armağan etti. Belki de iyileşebilmek ve devam edebilmek için atabileceği en mantıklı adımı attı aslında. Skeleton Tree işte bu kaybın ve beraberindeki şokun gölgesinde köklerini salan bir albüm.

Geçtiğimiz günlerde videosu yayınlanan Jesus Alone yapıyor açılışı. Şarkının albümün girdiği yolu değiştiren olaylardan çok önce yazılmış olması, açılış cümlesini kat kat daha vurucu yapıyor belki de, “You fell from the sky, crash-landed in a field near the River Adur” dizesiyle başlayan Cave, yaralı kuş sesleri ve endüstriyel tınılar arasında, Arthur’un ölümüne albümde ilk ve son kez bu kadar net bir referans yapıyor.

Hemen ardından gelen Rings of Saturn, dalga dalga yayılan bir piyanoyla vücut bulan ve ölümün durdurulamaz oluşunu, zehirli bir böceğe metafor yaparak anlatan bir şarkı. Synthesizer tınıları ve piyanoyla devam eden Girl in Amber‘da “küçük, mavi gözlü bir çocuk” çıkıyor karşımıza. Magneto ise Cave’in yüzleşme noktasında belki de en açık anı, ve albümün neredeyse ambient denebilecek, minimal tonunu devam ettiriyor.

Bu ana kadar düğümlenen, biriken her şey, altıncı şarkı olan I Need You ile bir bir çözülmeye başlıyor. Kendisini dünyaya kapattığı, yas ve şaşkınlığı bir arada yaşadığı bir günde Nick Cave, alelade bir yere götüyor bizi. Böylecek Cave’in süpermarkette bir an kalakalıp, her şeyin aslında ne kadar anlamsız olduğunu fark ettiği, yüzüne tak diye çarpan bir anın içine konuk oluyoruz. Şarkı yükseliyor, elimiz kolumuz bağlı kalıyor. Ama Cave burada durmuyor, yola devam edip, Distant Sky ile bu neredeyse 40 dakikalık yolculuktaki belki de tek umut verici tınıları bir araya topluyor. Albümdeki tek düet olan şarkıda, Danimarkalı soprano Else Torp‘un meleksi sesi, göğe yükselen çocukları anlatırken, bir an için de olsa gün ışığı görüyoruz.

Kapanışı ise, albüme adını veren Skeleton Tree yapıyor. Art arda sıralanan dokuz şarkının içinde, belki de ses dünyası en dolu olan kayıt diyebiliriz. Yumuşak synthesizer’lar, tok sesli bir piyano, akustik gitarlar bir araya gelirken, Cave de bu iniş çıkışlı yolculuğu, dört kez tekrarladığı “It’s all right now” dizesiyle, umut verici bir şekilde kapatıyor.

Ortaya çıkan sonuç ise, 39 dakikalık, dinlemesi zor, ama başlayınca da bırakması imkansız bir albüm. Albümden de ötede, bu aslında Cave’in yer yer gizli, yer yer de apaçık kendini gösteren ağıtı. Bugüne kadar yazdığı tüm eserlerde ne yaşadıysa onu yansıtan bir sanatçı Nick Cave. Ve Skeleton Tree de, hikayelerini çıkardığı okyanusun en derin, en karanlık sularından geliyor desek, çok da yanılmış olmayız.

Albümün tamamına kulak vermek isteyenler için: