Albüm Puanı: 9.5

En Baba Şarkılar:

1) Hate Or Glory

2) Obsessions

3) Trans

4) Piece of Future

Elektronik müzik diyarında yeni yeni gelişmeler, farklı tarzlar, isimler çıkadursun, eski ve köklü tarzların bazılarında artık güzel işler çıkmadığını görüyorduk son dönemde. Fakat bu döngüyü bozan biri çıktı Fransa’dan; Gesaffelstein.

Lyon çıkışlı olup 2008’den beri aktif olarak müzikle uğraşan Gesaffelstein, a.k.a Mike Levy’i, ilk olarak Conspiracy Pt.2 adlı EP’si ile tanıdım. Bu EP’de bulunan Opr ile beni darmadağın edip, Viol ile ölümcül vuruşu yapan Gesaffelstein’i hemen favori müzisyenlerim arasına rahatlıkla eklemiştim.  Çünkü yaptığı iş hakikaten başarılıydı ve Techno müziğin Orbital’den beri  görüp görebileceği en karanlık atmosferi, en sert sound’u üretebilen başka biri daha gelmemişti son dönemde. Ancak Gesaffelstein bunu başardı.

‘OPR’:

‘Viol’:

Diskografisi; Vengeance Factory, Modern Walk, The Operator, Variations, Conspiracy Parts 1 & 2, Crainte & Errance (with The Hacker),  Bromance 1 (with Brodinski) , Bromance 4 adlı EP ve toplamalardan oluşan Gesaffelstein, bunun yanında DJ performanslarıyla da tanınır hale geldi. Tabii bu patlamayla beraber birçok müzisyenin ilgisini çekti bu Fransız arkadaş.

Kanye West belki de kariyerinin en büyük kumarını oynarak Yeezus albümünü yaptı. Şahsi kanaatimce tarihin en iyi hip-hop/rap müzik albümlerinden biri olduğu yönündedir. Bu albümün prodüktörleri arasında bulunan Gesaffelstein, prodüktör koltuğunda Daft Punk, Brodinski ve Mike Dean ile beraber bulunduğu Black Skinhead ve Send It Up şarkılarında kendi karakteristik müziğinden esintileri rahatça bulabiliyoruz.

‘Black Skinhead’:

‘Send It Up’:

Artık vakti gelmişti debut albüm için. Çalışmalarını hızların Gesaffelstein’in, ilk olarak Pursuit ve arkasından Hate Or Glory adlı single’ları yayımlandı albümden.

‘Pursuit’:

‘Hate Or Glory’:

Ardından albümün çıkış tarihini 28 Ekim olarak duyurdu. Ve o geldi albüm çıktı ve uzun bekleyişimizin sonunda muradımıza erdik.

Albümün geneliyle ilgili birkaç kelam edecek olursak, Gesaffelstein’in kendi mantalitesinin en son ürünü diyebiliriz. Nedir bu mantalite diye sorarsanız ise kıt müzik bilgimle şunları söyleyebilirim; elektronik müzikte yer alan repetatifliğin dinleyicinin kulaklarına fazla aşındırmadan, kendilerine yaratabilecekleri karanlık gezegeni vaat edip, orada sağa sola koşturmasını sağlayabilecek, kendini fazla darlamadan boşluğa bırakabileceği bir mantalitedir.

Daha teknik bir yorum isterseniz şöyle diyebilirim; Techno müziğin sadece dımtıs olarak algılandığı çevrelere bile yazılan ritimlerin, pasajların, temponun her zaman farklı olabileceğini anlatabilecek kapasitede yenilikçi, en kaotik evreni bile light side olarak gösterebilecek derecede karanlık ve hafif depresif, yer yer rahatsız edici melodilerle farklı ve kaçmak istenilen duygularla burun buruna getiren, temposunun çok yüksek olmamasına rağmen akıcılığından ödün vermeyen efsane bir albümdür Aleph .

Şarkıları tek tek değerlendirmekten ziyade albümü bir bütün olarak incelemenin çok daha mantıklı olduğunu düşünüyorum bu albüm için. Ancak şahsi müzikal bakış açım ve zevkime göre albümden beğendiğim şarkılar; Obsession, Duel, Hate or Glory, Values, Trans, Nameless olarak rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak bu diğer şarkıların kötü olduğu anlamına mı geliyor? Asla, aksine Destinations, Hellifornia, Wall of Memories gibi çok farklı tadları bulunduran bir albüm.

Toparlayacak olursak; bu debut albümüyle Gesaffelstein çok büyük prim yaptı ve kendisini üst noktalara çıkarabilecek prodüksiyon dehalığını bize sunarak daha çok işimiz var mesajını veriyor. Umarım kendisini canlı canlı izleyip, bu şarkılarla bizi uçurmasını görebiliriz.