T

he Black Keys‘in esas adamı Dan Auerbach’ın sekiz yıl sonra gelen ikinci solo albümü “Waiting on a Song”, öne çıkan noktaları ile inceleme masamıza konuk oldu.

2001 yılında, Patrick Carney ile birlikte kurduğu The Black Keys ile birlikte belki de garage müziğin diğer “dev” isimlerine oranla tutarlı bir yol izleden Dan Auerbach; bu albümde ise kısmen farklılığa giderek alıştığımız blues/garage sound’unu geride bırakıyor.

Albümdeki parçaların hepsi; kolayca uyum sağlayabileceğiniz, güneş yüzünüze vururken çıktığınız uzun araba yolculuğunda size eşlik edecek birer soundtrack görevi görüyor. Zaten katkıda bulunan isimler ve şarkılarda etkisi yoğun bir şekilde görülen yalın alt yapılar düşünüldüğünde, böyle hissettirmesinin normal olduğunu anlıyorsunuz.

Dan Auerbach’ın Nashville’de yeni açtığı plak şirketi Easy Eye Studio’dan çıkan bu güneşli albüm, 60 ve 70’lerin country-soul-rock paletinde sizi keyifli bir gezintiye çıkarıyor. Stüdyonun vizyonunu tüm parçalarda hissettiren “Waiting On A Song“; Auerbach’ın da işinde ne kadar iyi hale geldiğinin bir kanıtı gibi. Ne kadar canlı ve yaratıcı bir prodüktör haline geldiğini yıllar boyunca izleme imkanı bulduğumuz Dan Auerbach, şimdi bu birikimiyle uyumlu parçalar yazabildiğini de kanıtlıyor.

Waiting-On-A-Song-Crop-2

“Waiting on a Song” ve hemen ardından gelen “Malibu Man“; albüm için ortalama bir açılış yapsa da ardından gelen Duane Eddy katkılı –ki albümün iki ağır topu- “Livin’ in Sin” ile çıta yükseliyor. İkilinin albümdeki diğer işbirliği “King Of A One Horse Town“, pozitif ve sıcak tınılarıyla albümün kimliğini de belirliyor.

Dire Straits‘ten Mark Knopfler’in eşlik ettiği “Shine On Me” ise; “George Harrison’vari” havasıyla herkesin kolayca favorisi olabilecek yapıya sahip. Kulaklarda bir Tom Petty parçası gibi tınlayan “Cherrybomb“, kuşkusuz albümün en eğlenceli ve güçlü halkası.

Albümün finaline bir kala verdiği fire ise; sözlerin ve melodinin basitliğiyle kim bilir belki de şimdiye dek duymaya alıştığımız Dan Auerbach’ı görememekten dolayı “Stand By My Girl” şarkısı olmuş.

Waiting on a Song“un plakta dinlemekten hoşlanacağınız ‘gerçek’ şarkılarda, melodik, doğal ses tonuyla şarkı söyleyenler tarafından yapılan organik müziği tercih edenler için harika bir seçenek olduğunu da belirtmekte fayda var. Bilgisayar oyunu tadındaki ses efektlerini, auto-tune soslu parçaları sevenler için oldukça sıkıcı gelebilir. Bahsettiğim ikinci türün yanlış olduğunu kesinlikle söylemiyorum ancak son birkaç yıldır çoğunluğu ele geçirdikleri düşünüldüğünde; ana akım müzik piyasasından böyle güçlü isimlerin yeniden “doğal ve gerçek” müziğe yönelik çalışmalar yapması, bu tarz albümleri bulunmaz bir nimet haline geliyor.

Dikkatli dinlediğinizde şarkı sözleri yeteri kadar etkileyici olmayabilir ya da hayatınızı değiştirecek albüm tam olarak “Waiting on a Song” olmayabilir… Ancak hayatınızdaki belirli yolculuklara eşlik edecek “o” albüm olduğu kesin. Tıpkı şimdiye kadar pek çok farklı türden birbirinden farklı sanatçılarla çalışan Dan Auerbach’ın tüm bu yolculuğunu yansıttığı “Waiting On A Song” albümünün tamamında hissedildiği gibi…