G

eçtiğimiz yıl çıkardıkları ‘Ghost Stories‘in ardından hız kesmeyen Coldplay‘in yedinci stüdyo albümü “A Head Full of Dreams” görücüye çıktığında reaksiyonlar çoğunlukla “2000’ler Coldplay’inin son nefesini verdiği” yönünde oldu. Grubun bilindik tonalitesine içerdiği kontrastla kafaları biraz karıştıran albümde defansa gelen isimler arasında Noel Gallagher, Beyoncé, Gimme Shelter‘la yürekleri dağlayan Merry Clayton, İsveç’in yükselen değeri Tove Lo ve sürpriz sürpriz, Gwyneth Paltrow var. Yaklaşık 45 dakikalık albümün prodüktör koltuğunda ise yine bir iş birliği görüyoruz, grubun uzun zamandır beraber çalıştığı Rik Simpson, Rihanna, Katy Perry, Beyoncé gibi isimlerle bir çok hit çalışmaya imza atmış olan Norveçli prodüktör ikili Stargate ile güçlerini birleştiriyor.

Albümün ilk single’ı olan disko esintili “Adventure of a Lifetime” 6 Kasım’da çıktı.“Adventure of a Lifetime” için belki de albümde yaratılmak istenen kimyanın tutarlılık gösterdiği tek şarkı olduğunu söyleyebiliriz. 11 şarkıdan oluşan albümde dikkati çeken (ama tutamayan) şarkılar arasında Noel Gallagher ve Beyoncé’yi bir araya getiren “Up & Up”, Martin’in Tove Lo ile düet yaptığı “Fun”, Martin’in eski eşi Gwyneth Paltrow’un da vokallerini yaptığı “Everglow”, Martin’in kişisel favorisi olan Beyoncé takviyeli “Hymn for the Weekend” ve Mevlana’nın “Misafirhane” şiirinden dizelerle başlayıp Barack Obama’nın sesinden “Amazing Grace” ile devam eden “Kaleidoscope” da sayılabilir. Başta sadece Apple Music ve Tidal’da yayınlanan şarkıların tamamı artık Spotify‘dan da dinlenebiliyor.

Peki burada sorun nerede? Albümü alışılagelenden daha az doyurucu ve bir o kadar da tutarsız kılan faktör belki de Mylo Xyloto’daki renkli dünyayı yakalamaya çalışırken, belli bir yönde net adımlar atmak yerine aceleye getirmiş olmaları. Şarkılar birbirini doğru ahenkle takip edemiyor, araya giren intro’lar da gerekli bütünlüğü sağlamaya bir türlü yetmiyor. Bunda albümün kalanında da maalesef devam eden “yüzmek yerine ağaca tırmanmaya çalışan balık” hissiyatının da rolü var. Aslında Coldplay yine en iyi bildiği formülü uyguluyor ve yalın temaları alıp süslüyor (ki buna hazır ve sadık bir dinleyici kitlesi de var). Ama albümde tınlayan Edge-vari gitarlarla disko ritmleri, Martin’in “uçan kuşlar, süzülen kartallar ve uzaktaki yıldızlarla” bezediği iyimser şarkı sözleriyle bir araya gelince, kulağı anlık olarak doyuran, ama unutulmaya meyilli, sönük bir sonuç çıkıyor ortaya.

Bunun Coldplay’in son albümü olabileceğinin sinyallerini veren Martin, bu albümde amaçlarının “dans ettirmek” olduğunu da gizlemiyor. Daha yankılı, parlak, büyük bir sound, yıldızlardan oluşan bir kadro, synthesizer’larla bezeli ışıl ışıl altyapılar kağıt üzerinde mantıklı bir formül olsa da, grubun sırtında eğreti duruyor, albüm daha size attığı ilk adımlarda dans etmek (ve ettirmek) yerine tökezlemeye başlıyor. Coldplay’in Ghost Stories albümüne Chris Martin’in Gwyneth Paltrow’la olan ayrılığının bir yansıması olarak bakacak olursak, A Head Full of Dreams, motivasyonu ve gereğinden fazla pozitif tonalitesiyle (ve Martin’in belki de şu sıralar kendisini içinde bulduğu “bekarlık sultanlıkmış kardeşim” mantalitesi sayesinde) kontrolden çıkmış bir parti havasında — ama daha şimdiden bu partiden sıkılanlar var gibi görünüyor. Eğer siz de bu güruha dahilseniz, kendinizi yakın zamanda buralara uğrayacak olan Coldplay tribute grubu Coldplace ile avutabilirsiniz (en azından yeni albümden çalmayacaklar).