Albüm Puanı: 9.5/10

Başı çeken şarkılar:

1-) Promises

2-) Scar

3-) The smoke, the feeling

4-) Dream Cave

Avusturalya denildiği zaman akla tüm yılın yaz olması, uçsuz bucaksız deniz, kangurular, Nicole Kidman, Russel Crowe ve aborjinler geliyor genel olarak. Müziğe etkileri ise geçtiğimiz yıllara kadar çok büyük ölçüde yoktu. Gotye‘den sonra biraz değişiklikler yaşandı. Ardından Boy and Bear geldi ve indie piyasasına da Avusturalyalıların etkisi göz ardı edilemez hale geldi.

Konumuz Cloud Control adlı Sydneyli grup. Aşırı rahatlık ve yetenek bir araya gelince ortaya ilginç bir karışım çıkıyor. Hani bazı filmler vardır, türü için “dram/karamizah/komedi/gerilim/romantik” derler. Nasıl hepsi bir arada olur diye meraklara sürüklerler adamı. Ya da mesela bir rüya tabiri kitabı düşünün. Hani şu safsatalarla dolu olan. Örneğin rüyanızda bir bulut gördünüz. Tabirinde “uzun yıllar yaşayacağınıza işarettir ve bazen hemen öleceğinizi de anlatır” gibi bir tabirle karşılaşırsınız. Cloud Control dinlerken de böyle bir oraya bir buraya savruluyorsunuz. Her his her notadan farklı farklı fışkırıyor. Bunu yaparken de sizi hiç yormuyorlar. Avusturalya’da imkanların sınırsızlığından ve gençlerin özgürlüğünden kaynaklanan garip bir huzuru şarkılarında hissetmek mümkün. Acının da en köklüsünü, sevincin de en çılgınını yaşadıklarını ve duygularını ifade etmekte hiçbir zorluk yaşamadıklarını görebiliyoruz. İngiltere’den yeraltı albümleri çıkmasına şaşırmıyoruz ama Avusturalya bunu çok beklediğimiz bir yer değil. Cloud Control her tarza uğrayarak ve gayet özenle düzenlenmiş şarkı sözleriyle gerçekleşebileceğini kanıtlıyor bizlere.

Grup Üyeleri:

Alister Wright – vokal

Heidi Lenffer – vokal, klavye

Ulrich Lenffer – davul, perküsyon

Jeremy Kelshaw – vokal, bas gitar

Neredeyse tüm EP’lerini ve şarkılarını dinledim. Kısaca özetlemem gerekirse, harika bir iş çıkarıyorlar. Geçtiğimiz ay, Cloud Control Dream Cave adlı albümünü yayınladı. Açıkçası benim dikkatimi Infectious Music‘te adlarını görünce çekmişlerdi. Alt-J‘nin plak şirketi olan İngiliz firmaya güvenim sonsuz. O yüzden araştırmalarıma başladım ve başlar başlamaz da onları çok sevdim.  Tumblr adreslerinde paylaştıkları fotoğraf ve videolarla hemen ilgimi çektiler. Ayrıca kendi sitelerine de bakmakta fayda var.

Website / Tumblr

2008 yılında, “Battle of the Bands” yarışmasına katılmaya karar verip, kazanmışlar. Ardından hemen ilk EP’lerinin kayıtlarına başlamışlar.  İlk EP’leri ‘Death Cloud’ Avusturalya’da dikkatleri üzerlerine çekmiş. İlk stüdyo albümleri 2011 yılında ikincsii ise geçtiğimiz aylarda yayınlandı. ‘Dream Cave‘ adlı albüm insanı tarif edilemez duygulara sürüklüyor. Hem yeraltı notaları, hem oldukça derin ve edebi sözler hem de gayet eğlenceli ritmler barındırıyor. Vokalleri değişen albümler son yıllarda oldukça öne çıkıyor. Tek bir vokal yerine tüm grup üyelerinin vokallik yaptığı veya aralarında mikrofonu gezdirdikleri şarkılar bulmak mümkün. İlk şarkı Scream Rave, deneysel tınılar ve yeraltından ipuçları barındırıyor. Sonra arkasından oldukça indie ve umarsız Dojo Rising geliyor. Albümün ilk klibi de Dojo Raising’e ait. Back vokal denemeleri çok başarılı.

Üçüncü şarkı ise Promises, sıra ona gelene kadar albüm büyük ihtimalle deneysel indie tınılar ve yeraltı notalarıyla ilerleyecek diye düşünüyorsunuz ama Promises tam hep bir ağızdan bağırarak söylenecek şarkılardan. Öyle bir liste olsa ilk 10’a kafadan girebilir. Bas gitarların ve yine usta back vokallerle albümün incisi Promises. Dördüncü şarkı Moonrabbit. Alice’e bir danışsak iyi olur ama vokaller yine çok başarılı ve albüm dördüncü şarkıda tekrar boyut atlıyor. Bu daldan dala geçişler sizi yormak yerine merak uyandırıyor ve oldukça başarılı oldukları için de “vay be”li saygılara gark oluyorsunuz. Beşinci şarkı Island Living, albümün en karanlık şarkısı olabilir. Puslu gitarları ve davullarıyla yeraltına doğru koşarak iniyorsunuz. Sonsuz bir orman gibi ya da. Gerilim dolu bir şarkı. Adını görünce “Avusturalya’dan bahsediyorlar herhalde, laylaylom bir şarkı çıkar” dedim ama tokat gibi indi şarkının girişi. Kendisi de oldukça indie. Altıncı şarkı benim favorim, The Smoke, The Feeling; vokalde Heidi Lenffer var. Klavyenin başında zaten harikalar yaratan Heidi, kullanılan özel bir mikrofonla sizi hisler diyarına taşıyor. Oldukça başarılı bir gitar solosu barındıran şarkı albümün bana göre en iyisi. Island Living’in indirdiği veya sizi içine atıp bıraktığı yeraltından, puslu ormandan yorularak ve yaşlanarak çıkma şarkısı. Üzerinde çok emek harcadıkları da belli.

Albümün ikinci klipli şarkısı Scar, yedinci sırada. İçinden çıkılmaz duyguların arasında geziniyor Scar. Yine bağırarak eşlik edilebilir şarkıya. Back vokaller her zamanki süste ve görkemde. Şarkının sonlarına doğru giren renkli perküsyonlar aklınızı başınızdan alabilir.

Sonraki şarkı Happy Birthday. Biraz kendinize gelmenizi ve yeraltından çıkmanızı sağlıyor. Ama bu şarkıda sözler oldukça ikinci yeni minvalinde ilerliyor. Sonraki şarkı Ice Age Heatwave. Böyle adı muhteşem olan şarkılar zaten hemen ilgimi çekiyor. Bazen işe yaramaz şarkılar çıktıkları olmuyor değil ama Cloud Control yine şaşırtmadan yine albümün çok dışında bir tarzla karşımıza çıkıyor. Onuncu şarkı Tombstone. Massive Attack ve Moby ritmleri, Radiohead synthesizer’larıyla süslü bir karma. Vokaller ise Slowdive. Bocalama beklerim böyle bir birleşimden doğal olarak. Ama bocalamak ne kelime, tek başına bas gitarlar bile yetiyor bu şarkıya. Nefes kesen bir atmosfer yaratmak için Tumbstone ilk seçiminiz olabilir. Son şarkı albümün adını taşıyan şarkı, Dream Cave. Yine farklı bir tarz. Saykodelik bir son. Hazin bir bitiş. Şarkının sonunda oldukça uzun süren mağarada su damlama sesini dinletiyorlar bize. Algınıza sahip çıkın. Tehlikeye girebilir.

Bu kadar başarılı adamlara kayıtsız kalmamak boynumun borcu gibi hissediyorum ve bu albümü afiyetle tatmanızı öneriyorum.