2015’in son gününe geldik. Yıl boyunca dinlemekten keyif aldığımız ve çizgi dışına çıkan albümleri bir araya getirdik. İşte 2015’in en iyi 13 albümü;

Kurt Vile – “b’lieve I’m goin down…”

Kurt Vile‘ın Matador Records etiketli altıncı albümü, Queens of the Stone Age’den de aşina olduğumuz efsane stüdyo Rancho de la Luna’da kaydedilmiş. Albümün tınıları 2011’deki Smoke Ring for My Halo’yu hatırlatıyor gibi, ama Vile’ın prodüktör rolünü Rob Laasko’yla paylaşmasıyla daha temiz, net tonlar yakalanmış. Vile’ın 12 şarkılık bu albümde banjo ve piyanoya da yer verdiğini, normalde felsefi ve buğulu sözlerinin artık daha esprili olduğunu ve utangaçlığını üstünden atarak sound’ını daha da akıcı, olgun hale getirdiğini gördüğümüz albüm, kesinlikle yılın en iyileri arasında.

Tobias Jesso Jr. – “Goon”

Tobias Jesso Jr. bu yıl (iyi ki de) tanıştığımız seslerden. True Panther Sounds’dan çıkan ilk albümü Goon, Rolling Stone’un da arasında olduğu bir çok dergiden övgüler alırken, “How Could You Babe” şarkısının Adele ve Alana Haim tarafından tweet’lenmesiyle de dikkatleri iyice üstüne çekti. 70’lerde Van Morrison, Loudon Wainwright III gibi isimlerin yarattığı, şu sıralar Father John Misty, Matthew E. White gibi sanatçılarla ikinci baharını yaşayan bol piyanolu singer-songwriter ekolünün bir diğer temsilcisi olan Jesso Jr.’ın, samimi tonalitesi ve hikaye gibi, duygusal anlatımlarıyla bezediği Goon, müziğin kendisinin başrol oynadığı, yalın ama oldukça etkileyici bir albüm. Prodüktör koltuğunu ise Black Keys davulcusu Pat Carney ve Ariel Rechtshaid paylaşıyor.

Alabama Shakes – “Sound & Color”

Alabama Shakes, 2012’deki ilk albümleri Boys & Girls ile üstlerine yapışan “retro-soul” etiketini, ufak ufak psychedelia sularına giren ikinci albümleri Sound & Color ile hunharca yırttı bu yıl – geçmiş ve geleceğin tatlarını bulabildiğiniz, yer yer Curtis Mayfield, Erykah Badu, MC5 ve hatta The Strokes esintileri de barındıran albümün merkezindeyse, tabii ki muazzam, güçlü sesi ve usta söz yazarlığıyla 26 yaşındaki Brittany Howard var. Shakes’in önünde uzun ve başarılı bir yol olduğu kesin – Sound & Color daha ilk saniyeden bunu size kanıtlayan bir albüm.

Mac DeMarco – “Another One”

Ailemizin sevilen delisi Mac DeMarco‘nun büyük beklentiye sebep veren dördüncü albümü Another One, aslen bir mini-albüm. Captured Tracks etiketiyle bu yaz kavuştuğumuz8 şarkılık Another One’da önceki albümlerinden alıştığımız ve sevdiğimiz tonundan çok uzaklaşmayan DeMarco’nun, bu sefer daha düzenli yapılara gittiğini ve “The Way You’d Love Her”, “Without Me”, “A Heart Like Hers” gibi şarkılarla ne kadar iyi bir söz yazarı olduğunu da tekrar kanıtladığını görüyoruz. Albümün sonunda evinin adresini verip hayranlarını kahveye davet etmesi de cabası!

Grimes – “Art Angels”

Claire Elise Boucher, nam-ı diğer Grimes bu sene “Art Angels” adlı dördüncü stüdyo albümü ile piyasaya dönüş yaptı. Dönüş ki ne dönüş. “Art Angles” pop müziğin geleneklerini kökünden sarsan bir başyapıt. Çünkü Katy Perry, Mariah Carey ve K-Pop gibi klasik pop tınılarına olan hayranlığını estetik ve atmosferik bir elektronik altyapıyla harmanlayan, eşi benzeri görülmemiş bir albüm Art Angels. Karanlık ezgiler ve duygularla beslenen albüm, pop’ta bulunan o düzenli beatlerin de katili olmuş. Düzensiz bir şekilde ilerleyen parçalar, dinleyeni başta bir huzursuz etse de, albüm ilerledikçe kalp atışıyla senkronize bir beat’in olduğunu anlıyor.

Art Angels yılın en deneysel ve en etkileyici albümlerinden biri. Gelecek senelerde pop müzik kültüründe verilen çalışmalar Grimes’ın akımından ilerlerse hiç şaşırmam.

Sufjan Stevens – “Carrie & Lowell”

 Yıllardır Sufjan Stevens‘ı ruha iyi gelen o sakin ritimleri için dinledik. Sesini duyunca gözlerimizi kapadık ve vücudumuzu o tatlı melodilerine bıraktık, sürüklendik. Stevens, yeni albümünde de alıştığımız o duyguları verdi, fakat beklentilerimizin çok üstünde bir albümle.Kariyeri boyunca bir çok aşamadan geçen Sufjan, “Carrie & Lowell” da kariyerinin en güçlü ve sade çalışmasını sergilemiş. Bunun nedeni de hayat değiştiren gerçek bir hikayeye sahip olması.

Albümün ana karakterleri Stevens’ın annesi ve üvey babası. 2012’de kayabettiği annesi “Carrie” ise albümün içeriksel temeli. Çocukluk travmalarına neden olan ilişkilerini temel alan Stevens, bir çok parçada anılarından kesitler aktarıyor. “Should Have Known Better” bu anıları en çıplak haliyle yansıttığı parçalardan biri, ve Stevens’ın ne kadar yıpratıcı bir ortamdan müzik ürettiğinin kanıtı. Stevens, “Carrie & Lowell” ile yürek ısıtıcı bir albüm çıkarmış. Melodiler, tınılar insanın saf bir huzura kavuşmasını sağlıyor, sözleri ise en derin düşüncelere çağırıyor. Sujfan Stevens bu sene kariyerinin zirvesine ulaştı.

Father John Misty – “I Love You, Honeybear”

Fleet Foxes’ın eski bateristi Joshua Tillman, 3 sene önce Father John Misty mahlası altında çalışmaya başlamış, bizlere “Fear Fun” adlı bir albüm hediye etmişti. 3 yıllık aradan sonra tekrar karşımıza çıkan Father John Misty, sevenlerine komplex ve katmanlı bir albüm sundu. “I Love You, Honeybear” algılsal katmanlarla oluşturulmuş çok enteresan bir albüm. Düz dinleme sırasında tatmin edici bir folk albümü, fakat sözlerini dikkatli ve analitik gözle takip edince iğneli ironilerin ve ekspresyonizmin yerleştirildiği bir başyapıt.

Bizim gibi, müziğin zekice örülmüş bir hikayeyle daha tatmin edici olduğunu inananlar “I Love You, Honeybear”i kaçırmamalı. Folk, indie ve rock tınılarıyla tatlandırılmış bu kurgusal albüm, zeka ürünü olması ile dikkatleri çekti. Yılın en iyilerinden olduğu tartışılmaz.

Kendrick Lamar – “To Pimp a Butterfly”

Derdi olan, içindekileri haykıran şarkıları seviyorum. Kendrick Lamar, derdini tek bir şarkı da değil Interscope bayrağı altında yayınlanan “To Pimp a Butterfly” ile tüm albüme yaymış. 16 şarkının yer aldığı albüm, politik hip hop etiketinin caz ve funk elementlerini yanına alarak karşımıza çıkıyor. Kendrick’in tanımlamasıyla “dürüst, korku verici ve pişmanlık duymayan” bir albüm olarak 2015 kıymetlileri arasında yer alan “To Pimp a Butterfly”, Grammy Ödülleri’nde “Yılın En İyi Albümü” ve “En İyi Rap Albümü” kategorilerinde aday gösterildi.

Arca – “Mutant”

90 jenerasyonunun elektronik müzik sahnesindeki en önemli temsilcilerinden biri olan Venezuellalı prodüktör Arca, geçtiğimiz yıl ‘Xen’in ardından ikinci albümü ‘Mutant’ ile bizleri karanlık atmosferin hakim olduğu dünyasına davet ediyor. 21 şarkının yer aldığı 62 dakikalık albüm, farklı ses tanımlamaları, tutarsız akışkanlıkları ve esnek şarkı kompozisyonları ile yılın en deneysel işleri arasında!

Tame Impala – “Currents”

2012 yılında çıkardıkları Lonerism albümü ile kariyerlerinde önemli bir sıçrama yapan Avustralyalı saykodelik rock grubu Tame Impala, geçtiğimiz temmuz ayında yeni albümüyle bizleri tanıştırdı. Grubun beyni olan Kevin Parker, Currents ile bir yandan rock ile olan ilişkisini yeniden tanımlarken diğer yandan süper yetenekleriyle en iyi müzik arayışına çıkmış. Bu yolcuğun sonunda da dinleyicilerin hislerini manipüle etmeyi başaran 13 şarkı yaratılmış. “Currents”ı yılın kendi kulvarında ezber bozan albümü olarak not edin.

Jamie xx – “In Colour”

2009 yılında Florence + the Machine’in “You’ve Got the Love” şarkısını remix’leyerek solo kariyerini başlatan Jamie xx, (kendisi aynı zamanda the xx’in üyesi) dört yıllık aradan sonra ikinci albümü “In Colour”u Young Turks etiketiyle servis etti. Son altı yılda biriktirdiği müzikal ögeleri UK garage, house ve rave üçgeni içinde harmanlayan, bunu yaparken de Romy, Oliver Sim, Young Thug ve Popcaan’dan vokal desteği alan İngiliz prodüktör, albümün adında ve kapak tasarımında yer alan bir çok farklı rengi ustalıkla bir araya getirmeyi başarmış. Albüm aynı zamanda Grammy Ödülleri’nde “En İyi Dance/Elektronik Albümü” kategorisine de aday gösterildi. In Colour, içinde yer alan 11 şarkı ile tamamen bambaşka bir dünyadan kesitler sunuyor.

Floating Points – “Elaenia”

Kendisi Arca gibi 90 jenerasyonundan geliyor fakat bu sefer çıkış yeri Manchester, son durağı ise Londra. 17 yaşında ‘For You/Radiality’ çıkardığı plak ile elektronik müzik sahnesine dahil olan Sam Shepherd yani Floating Points, kısa sürede kendi prodüksiyon imzasını oluşturmayı başardı. Geçtiğimiz ay sekiz şarkılık ‘Elaenia’ isimli yeni albümünü bizlerle paylaşan Shepherd, detaycılığı, ses çeşitliliği ve kendi düzlemine oturttuğu kavramsal müzikal yaklaşımı ile yılın en başarılı elektronik işlerinden birinin sahibi.

Kamasi Washington – “The Epic”

Bu listeye bir caz albümü alacağımı ben de ummazdım fakat Kamasi Washington ortaya öyle yoğun bir iş çıkarttı ki ruhunuzun buna tepki vermemesi imkansız. Amerikalı caz saksafoncusu, bestekar ve prodüktör Washington, 40’lı yıllarda West Coast kıyısına vuran bepop tarzı ile yılın en efsane işiyle karşımızda.